Bu dünyadan bir Steve Jobs geçti

Steve Jobs’i hiç görmedim, onunla 1 kez olsun sohbet edip kahve içemedim ama özellikle işkolik olması ve hep insanlık için iyi birşeyler yapmiş / yapmaya çalışmış olması beni ona hep yakın hissettirdi.

Özellikle aşağıdaki cümleleri okudukça aslında hayatımızdaki bir çok şeyin anlamsız, önemsiz olduğunu anlıyorum

#La La Land #Aşıklar Şehri

​​Bu kadar iltifata mazhar olup 7 dalda Altın Küre alarak 14 dalda da Akademiye aday olduktan sonra La La Land bizim de radarlarımıza yakalandı (Radarlarımız oldukça eski modelmiş anlaşılan).
Filmi izleyen ve web sitemizin ekibinde yer alan diğer yazar arkadaşlar (bal yapmayan arılarım) bu filme eleştiri yazmayı reddedince iş yine başa düştü.

Karşınızda: Aşıklar Şehri nam-ı diğer La La Land!

Filmin başrollerini Ryan Gosling ve Emma Stone paylaşıyor. Yönetmen koltuğunda ise Whiplash filminden tanıdığımız Damien Chazelle oturuyor (TRT girişi oldu). Hatta filmin bir sahnesinde Whiplash’ı hatırlatırcasına J. K. Simmons’ın yer aldığı bir cameo sahnesi bulunuyor. Simmons yine enstürman çalan esas oğlana kabus oluyor ve gülümsetiyor.

Aslında müzikal olması nedeniyle bu yapıma oldukça ön yargılı yaklaşmıştım. İzlememin bu kadar gecikmesinin sebebi de buydu.

Bu ön yargımın küçükken ve daha İngilizce bilmeden izlediğimiz müzikallerden kaynaklandığını söyleyebilirim.

Şimdiki çocuklar ise bu konuda şanslı. Mesela Karlar Ülkesi gibi yapımlardaki şarkılar çok güzel bir şekilde Türkçe’ye çevriliyor. Gerçi bizim zamanımızda da (1980-1990 arası doğan kuşak) Alaaddin ve Hercules çizgi filmlerinin şarkıları çok hoştu. Hatta Herkül’ü Tarkan seslendiriyordu.

Adetim üzerine hiç bir eleştiri okumadan izlemeye koyulduğum filmin daha açılış sekansındaki otoban sahnesi ne derece kaliteli bir yapımla baş başa olduğumuzu gözler önüne serdi.

Sonuçta romantik komedi, drama ve müzikal türü gereği esas kızla esas oğlanın ilk karşılaşmaları tahmin edeceğiniz üzere çok da hoş olmadı.

Filmin türü romantik komedi, teması da “hayallerinin peşinden git” olunca konusu size oldukça sıradan gelebilir. Tabi ki filmin konusu değil nasıl işlendiği önemli. Bu film bu işi oldukça iyi yapıyor. Filmi izlerken zaman hızla aktı ve kendimi birden final sahnesinde buldum.

Caz piyanisti olmak isteyen Sebastian ile oyuncu olmak isteyen Mia’ya hemen ısındım. Şunu söylemem gerekir ki her iki oyuncu da rollerinin hakkını ziyadesiyle veriyorlar. Özellikle Emma Stone’un buradan Oscar alacağına inancım tam.

Sonuç olarak 14 dalda Oskar adaylığı 7 de Altın Küre ödülü bana fazlasıyla abartı gelse de kesinlikle güzel bir film olduğu yadsınamaz.

Bu filmi eşiniz ya da sevgilinizle izleyebilirsiniz. 14 Şubat da yaklaşıyor, benden söylemesi.

İyi seyirler.

Londra Notları 2014

e1417-20141102_153523londra 2.jpgPasaport kontroldeki memurunda belirttiği gibi geçen yılda bugünlerde Londra ya gelmiştim. WTM için yine buradayım. Bu yıl bir gün erken geldim. Yanımda Bangaleşli bir aile vardı. İngiltere hükümeti için çalışıyormuş, nerenizin diyorum ük diyor, orijinalini soruyorum dedim anca öyle söyledi memleketini. Ne kadar kanıtlamış İngiltere’yi, siz düşünün artık!

Londra bıraktığım gibi; hızlı, dinamik, özgür, melankolik, hafif serin ama tüm olumsuzluklara inat hayat dolu..Tam da olması gerektiği gibi..

Kısa bir bocalamadan sonra ve bir kaç kişiyle yaptığım müzakere sonucunda Gatwick tren istasyonundaki -muhtemelen Afrika ülkelerinden birisinin vatandaşı- görevli sayesinde en ekonomik ulaşım yolunu buldum. 😉 15.80£ a hem gatwick-Londra merkez hem de tüm gün kullanımı travelcard aldım 🙂

Ellerinde sandviçlerde gezen insanlar, içeceklerini yudumlarken ayak üstü sohbet edenler,  binbir çeşit millet, farklı renkte tenler, farklı diller.. Hafif panik hissetmeniz normal ama ben bir şekilde bukalemun gibiyim bu tür yabancı ortamlara ayak uydurabiliyorum. Mesala dün Oxford Circus ta elimde meyve salatası, trafik ışığına sırtımı daaymış ortamı seyrediyordum. Kim diyebilirdi ki daha şehirdeki 5.saatim..

Her yerde farklı bir yiyecek içecek ünitesi, İtalyan mutfakları Bella Bella, Pizzalar.. Wasa….. Coffee Shop lar, Stur.. lar..Wrap ve sandviçler çok ama çok yaygın. Mesala Tes.. alışveriş Mağazası’nda hazır pişmiş halde yarım pizzalar bulabilirsiniz..

Almanya’daki ucuzcu süpermarketler burada var. Dün öğleden sonra aldığım 1 litrelik suya1£ ödedim, halbuki bahsettiğim üçüncü markette 2 litre suyu 0,25£ a aldım. Tren bileti gibi hem burda yaşayanlar hemde danışmadaki burnu havada arkadaşların dediğini yapsaydım zaman kaybım olacaktı ve az da olsa fazla ödeyecektim..

Zombi kılığına bürünmüş yaklaşık 300 kişilik bir kafile gördüm, patenleriyle beraber Oxford Streette neşeli bir birliktelik sergiliyorlardı. Bir güvenlik mensubu da onlar gibi paten takmış ve aralarında geziyordu 🙂 yanlış görmediysem güvenlik görevlisiydi. Ne hoş değil mi:)

Biraz daha gezmem lazım.. Notthing Hill’e uğrayayım ve bir de The Beatles’in o meşhur Abbey Road daki yoluna bakıcım, sonrasını sonra okursunuz artık..

Mutluluk 2

Yıllar önce katıldığım bir eğitimde, eğitimci güzel bir anonim hikaye anlatmıştı. Hikaye mutluluk üzerine ve gerçekten çok keyifli.
Restaurantın birinde bir kadın yemeğini yerken birden telefonu çalar. Arayan, uzun zamandır konuşmadığı bir arkadaşıdır ve telefonda uzunca bir süre konuşurlar. Kadın telefon konuşması sayesinde oldukça neşelenir ve restauranttan ayrılmadan önce garson kıza yüklü bir bahşiş bırakır.

Aldığı yüklü bahşiş sayesinde neşesi yerine gelen garson kız izin alarak biraz erken ayrılır. Evine doğru yürürken kaldırımda oturan dilenci bir kadını görür ve kadına aldığı bahşişin bir kısmını verir.

Aldığı bahşiş sayesinde yüzünde gülücükler açan dilenci kadın ufak ufak evine doğru yürümeye başlar.

Eve dönüş yolculuğunda, yol kenarında gördüğü sokak köpeğine yardım etmek ister ve -gel bakalım, bugünlük bahşişimiz bol, sanada ekmek çıkar- der. Ve köpeği peşine takarak, yaşadığı apartman dairesinin bodrum katına gider.

Yemeğini pişirir ve pişirdiği yemekten küçük dostunada ikram eder.

O gece apartnanda yangın çıkar ve o küçük köpek o kadar çok havlar o kadar çok havlar ki apartmandaki herkes uyanır ve uyananlar kendilerini sokağa atacak fırsatı bulurlar.

Mutluluk öyle güzel bir virüstür ki hızla büyür, gelişir ve bulaştığı herkese huzur verir..

Bu Kadar Kolay Olmamalı!

Son günlerde yaşanan kaçak içki skandalı ve bunun sonucunda hayatını kaybeden insanlar bu yazıyı yazmama sebep oldu.
Öncelikle turizmin genel tanımından ziyade Türkiye için turizm ne ifade ediyor buna yanıt bulmaya çalıştım.

*2010 yılında turizmden elde edilen gelir 20 milyar 806 milyon 708 bin 444 dolar.

* Türkiye de turizm sektöründe ortalama olarak 1 milyon 250 bin civarında kişi çalışıyor.

*Azımsanmayacak sayıda 4 yıllık meslek yüksekokulu, turizm meslek lisesi ve birkaç aylık eğitimden oluşan özel meslek eğitim programları var. Bu okullara, programlara hayatlarını adayan öğrenciler var.

Adanan hayatlar, evlilikler, gelecekler  …

Peki dünyada turizmin önemini anlatacak bir örnek versem;

2009 rakamlarına göre tüm dünyada 235 milyon kişi seyahat ve turizm sektöründe çalışıyor.

Bu, dünyada bütün çalışanların yüzde 8.2 si anlamına geliyor.

Bütün bunları niye mi anlatıyorum?

Turizmin, aslında ne kadar önemli olduğunu, yukarıdaki rakamların çarpanlarını hesapladığınızda kaç kişinin bu işten para kazandığını ve kaç kişinin hayatına yön verdiğini düşünmenizi istiyorum.

Tüm bunlara  paralel olarak reklamasyon konusuna da değinmek istiyorum.

Reklamasyonun kelime anlamı için mini bir araştırma yaptım;

Reklamasyon; satılan bir malın ya da hizmetin istenilen kalitede olmaması nedeniyle ortaya çıkan bir uygulamadır. Bireysel bazda ortaya çıkabilecek bir şikayet, şirket ya da kurum tarafından hukuksal süreç sonunda bedeli ödenerek sonuçlanabilir.

(Maddi bedel ödenebilir ancak yılın ortalama 300 gününü çalışarak geçiren ve ortalama 15 günlük bir tatil için hemen hemen tüm parasını bloke eden bir insanın manevi borcunu ödemek insani açıdan kolay olmaz diye düşünüyorum.)

Ancak her şey bedelin ödenmesiyle son bulmayabilir; ağızdan ağıza dolaşan yorumları kim önleyebilir?

Kanunlar önünde öyle ya da böyle temiz olabilirsiniz ancak takıntılı zihinlerde bu hiç kolay olmaz.

*Bu ülkede havalimanında, apronda deve kesildi!

Gerekçesi nedir diye sorgulamıyorum bile!

Binlerce turistin gözleri önünde yaşanan bu acı tablo, dünyanın bir çok TV kanalında maalesef yayınlandı.

Bu kara olayı unutamadan Türk turizminin lokomotif pazarlarından Rusya’nın vatandaşları olan rehberler kaçak içki yüzünden hayatlarını kaybettiler.

Kaçak içki ülkeye nasıl girdi? Nasıl çoğaltıldı? Kimler ne kadar rant sağladı? Kim ne kadar kazandı?

Olayın uzantıları nerelere gidiyor? Yıllardır böyleydi de yeni bir patlak verdi bu olay?

Yoksa yıllardır tüketilen içkiler hep belli miktarlarda zararlı maddelerden mi üretiliyordu?

Sorular sorular sorular…

Bunca soruya cevabı kim verir derseniz ; sanırım Türkiye ye gelmesi beklenen Rus yetkililerle – Türk yetkililerin yapacakları ortak açıklamalar en yetkin cevaplar olacaktır.

Beni asıl düşündüren şey nedenlerden çok sonuçlar!

Nedenleri bulmak halk olarak bizim işimiz değil, sonuçları düşünmek de anlaşılıyor ki yetkililerin umurlarında değil.

Çünkü umurlarında olsaydı pro aktif hareket ederlerdi!

Birkaç kendini bilmezin neden olduğu olayların sonuçlarına katlanmakta bu umursamazlıkta maalesef biz turizm emektarlarına düşüyor!

Bu acı olay yüzünden oteller aranıyor. Turistler resmen kendi hayatlarını garantilemek için otelleri arıyorlar. İçkiler hakkında bilgi almak istiyorlar.

Aynı şekilde acentelerde Türkiye deki partnerlerini arayarak olay hakkında rahatlatıcı açıklama bekliyorlar.

Haklı değiller mi?

Empati yapacak olursanız siz tekrar gelmek ister misiniz böyle bir ülkeye?

Hayatta en çok kıymet verdiğiniz insanların hayatlarını karşılığı ne olursa olsun riske atmak ister misiniz?

Yeni bir skandalın oyuncusu olmak ister misiniz?

Hadi canım sende abartıyorsun diyebilir siniz!

Ama karar vakti geldiğince bin bir bahane bulup yolunuzu kolayca farklı ülkelere çevirirsiniz!

Çünkü turizm için her şeyden önce güvenlikli bir ortam gerekir.

Yukarıda kısaca ulusal ve uluslar arası önemini anlatmaya çalıştığım turizmi yeterince korumaz, yüceltmez ve ona hak ettiği değeri, önemi vermezsek; turizm değerinden bir şey kaybetmez ancak Türkiye büyük bir sektörü kaybeder.

Bu kayıp ı kapatacak bir ekonomi formülü de henüz icat edilmedi!

Tüm turizm emektarları adına turizme leke süren tüm insanları kınıyorum.

Tüm yetkililerin daha duyarlı olmasını ve denetleyici mekanizmaların daha efektif olmasını tüm kalbimle diliyorum.

Bu kadar kolay olmamalı evet Türk turizmini baltalamak bu kadar kolay olmamalı!

Sevgilerimle,

Yakup DEMİR

Turizmde Minumum Maliyetle Maksimum Kazanç kaynağı-2

SAYGI

Saygı,7 den 70 e hepimize ezberletilmiş, dikte edilmiş, kutsal olarak kabullendirilmiş bir değerdir.

Saygı kime karşı, hangi şartlarda ve hangi duygularla beslenirse yüceliği, büyüklüğü o denli anlam  kazanır ya da kazanmış olduğuna inanılır.

Geçen haftaya ek olarak bu hafta ki yazımda maliyetsiz kazanç kaynaklarından biri olan saygının özellikle konaklama işletmelerinde tüm personele aşılanması gerektiğini anlatmaya çalışacağım.

Birçok farklı sektörde olduğu gibi turizm sektöründe de saygı, genellikle çalışanların üstlerine gösterdiği mecburi emir komuta zinciri unsuru yalanlardan ibarettir! Aynı şekilde misafirlere de bu doğrultuda anlık ve genelde zoraki saygı gösterilir. Peki doğru mu?

Ana öğesi insanlarla birebir ilişkiyi gerektiren bir sektörde her şey yalın, şeffaf ve içten olmalıdır.

Temeli yapısı gereği dinamik olmak durumunda olan bir sektörde tüm davranışlar dinamik olmalı ki bu dinamiklik sürekli olsun. Bu sürekliliği koruma çabasına; ister repeat guest kazanmak deyin, ister personel devinimini minimize etmek deyin, ister iç müşteri-dış müşteri uyumunu sağlamak deyin.

Birbirini tamamlayan bir halkada halkanın her bir parçası bütünün geleceğini ve işleyişini olumlu ya da olumsuz etkiler. Bu anlamda işletmede çalışan her bir bireyin bireysel sorumluluğunun yanı sıra kurumsal sorumlulukları da vardır. İç sorunlarını misafire yansıtmamak gibi!

Hep bildiğimiz ancak uygulamakta zorlandığımız saygıyı binlerce kilometre yol yaparak tesislerimize gelen misafirlerden esirgeyen mantığı açıkçası anlamıyorum.

Bu turizm sektörüne en hafif tabiriyle ihanettir diye düşünüyorum.

Üniversitede yıllarımda değerli bir hocamın anlatmış olduğu şu örnek bile bir turiste Antalya daki bir otel çalışanının neden saygı göstermesi gerektiğini anlatmaya yetiyor.

*Dünyada 300 civarı ülke var.

*Akdeniz’e kıyısı olan ortalama 23 tane ülke var.

*Türkiye de 81 il var.

*Turizm bölgesi olarak Türkiye de ortalama 8 şehir var.

*Antalya da ortalama 10-12 farklı turizm beldesi var.

*Bir belde de ortalama olarak 30 otel var.

*Bir otelde ortalama olarak 5 restaurant var.

*Bir restaurantta ortalama olarak 30 masa var ve bu masalar ortalama 5 ayrı kişinin sorumluluğuna bırakılır.

Yukarıda da gördüğünüz gibi restaurantta çalışan bir personelin kimi zaman azarladığı, küçümsediği, yüzüne gülümsemediği bir misafir aslında çok seçici davranarak onu bulmuştur.

Bu seçicilikten dolayı bile o misafire gülmeli, ona değerli olduğunu hissettirmeliyiz.

Ve ağızdan ağız a reklamın aslında en önemli reklam silahı olduğunu unutmamalıyız!

Unutmayalım ki misafirler zamanlarını, paralarını harcayarak ve hayallerini başka hayallere tercih ederek tatil paketlerini satın alıyorlar ve bunca emek harcanarak satın alınmış bir tatilin büyüsünü bozmaya ve bu büyüyü olası bir reklamasyona dönüştürmeye kimsenin hakkı yoktur.

Her şeyin bir fareyle başladığını unutmayın demiş Walt Disney, bunu turizme ve konumuza uyarlarsak aslında turizmde her şey saygıyla başlıyor. Emeğe, çalışana, misafire, sektöre, doğaya….

*Saygı konusunu tek taraflı olarak ele aldım. Bir de işletmelerin çalışanlarına maddi ve manevi olarak duyması gereken saygı var. Bu da bir başka yazımın konusu olsun.

Sevgiyle ve SAYGIYLA kalın.

Yakup DEMİR

 

Emitt 2012

İÇ PAZAR İÇİN UMUT FUARI

Dünyanın en büyük 5.fuarı olarak adlandırılan Emitt 2012 fuarı 9-12 şubat 2012 tarihlerinde İstanbul da gerçekleşti.

10-12 şubat tarihlerinde fuardaydım ve fuarın nabzını tutmaya çalıştım.

Açıklanan istatistiklere göre 4 günde toplam ziyaretçi sayısı 2011 yılana göre %12 artarak 128.000 kişi ve katılımcı sayısı 2011 yılına göre %11 artarak 4500 kişi olmuş.

Özellikle tatil kültürünü anlamak ve bu anlamda bir farkındalık oluşup oluşmadığını sorgulamak adına artan ziyaretçi sayısı önemli diye düşünüyorum.

Ziyaretçiler, oteller, acenteler, çeşitli yöresel ürün tedarikçileri, çeşitli teknik ekipman tedarikçileri ve daha bir çok farklı başlık altında orada bulunan markalar, isimler vardı.

Ek olarak sadece telefonda ya da e-mail ortamında temas kurulmuş dostlarla karşılaşmak ve onlarla tanışmak ayrıca keyif vericiydi.

İstatistikleri doğrularcasına birebir görüşme yaptığım kişilerin genel kanısı fuarın 2011 yılına göre daha düzenli, daha hareketli olduğu yönündeydi.

Sektörden biri olarak özellikle oteller açısından baktığımızda ziyaretçilerin ilgisi büyüktü diyebilirim. Ancak gerçekten tatil sürecini sonuçlandırmak isteyen ziyaretçilerin sayısı salt promosyonlara yönelik katılım sağlayan ziyaretçilere göre oldukça azdı. Ellerinde onlarca otelin broşürüyle nereye gideceklerini bilmeyen onlarca ziyaretçi vardı.

Kaldıkları tesislerle ilgili yorum yapanlar, otelleri ve acenteleri sorgulayanlar, aldıkları hizmete yönelik eleştiriler de bulunan ve tavsiye de bulunan ziyaretçiler aslında görmek istediğimiz ziyaretçi profili. Sayıları az da olsa onlarla karşılaşmak keyifliydi.

İşte gözlemlerim…

Fuar alanında kaybolmamayı pek beceremedim. Onlarca yönlendirmeye rağmen açıkçası yolumu çoğu kez kaybettim. Yönlendirmeler için belki daha basit bir yol izlenebilir ya da ben ilk kez katıldığım için alışık olmadığımdan dolayı bu zorlukla karşılaştım.

Fuar alanında yer alan yiyecek&içecek ünitelerindeki fiyatlar oldukça yüksek.

Tabi diğer dünya fuarlarında da aynı durum söz konusu olduğu için belki de uluslar arası bir çözüm bulmak ve aramak daha yerinde olacaktır.

Özellikle düzenlenen gösteriler dikkat çekiciydi. Hacivat&karagöz, mini konserler ve çeşitli gösteriler ziyaretçilere hoşça vakit geçirmek üzerine hazırlanmıştı.

Bu tür gösteriler sadece açılış günü halka açık olarak yapılırsa diğer günler için daha sakin bir fuar süreci hazırlanabilir ve yaşatılabilir diye düşünüyorum.

Fuarın hedef kitlesinin şemasına karar verilmeli bence.

Fuar tamamen profesyonellere yönelik bir fuar mı yoksa halka açık bir fuar mı olmalı?

Ya da halka açık olmasında bir kriter belirlenmeli mi?

Sadece otel&acente&kongre şirketleri mi katılmalı?

Yoksa ürün tedarikçileri de dahil olmak üzere turizm e ilişkin tüm sektörler mi katılmalı?

Örneğin Otel standlarının karşısında tuz, şeker ya da farklı bir ürün tedarikçisinin standı olmalı mı?

Soruyorum ve merak ediyorum çünkü otel ekipmanlarına, yiyecek&içecek temasına ya da yelkenliler de dahil olmak üzere deniz ulaşım araçlarına yönelik fuarlar elbette ki farklı zamanlarda organize ediliyor.

Dolayısıyla spesifik sektörler belki de salt kendi temalarına yönelik fuarlara katılsa daha efektif sonuçlar alınır diye düşünüyorum.

Ancak turizm de sözcükler, fısıltılar, tavsiyeler üzerine tatil süreçleri şekillendirilebildiği üzere bu karışıklık tamamen gereksiz de diyemeyiz. Dolayısıyla belki de ortak bir yol bulunabilir.

2013 için; daha çok katılımcı ve ziyaretçinin olduğu bir fuar dönemi diliyorum.

Sevgilerimle,

Yakup DEMİR

Resort Turizm Kongresinden Notlar – Aralık 2011-

Resort turizm kongresinden notlar  – aralık 2011-

Öncelikle 2012 yılının herkes için mutluluk getirmesini dilerim.

Yeni yılın ilk yazısını Aralık ayında Antalya da gerçekleştirilen Resort Turizm kongresinde aldığım notlara ayırdım. Kongrede anlatılanları birebir tekrarlamaktan çok, aslında neler konuşuldu, neler eksik kaldı, neler konuşulmalıydı gibi kişisel saptamalarımı anlatmaya çalışacağım.

Hükümet, kültür ve turizm bakanlığı, resort dergisi, kamu, yerli ve yabancı sektör yetkilileri birer birer söz aldılar.

Satırbaşları…

*Gelişen Türk Turizmi

Türk Turizminin istatistiksel olarak takdire layık bir ivme kazandığı tüm katılımcıların ortak saptamasıydı.

Ancak bu ivmenin turizmi 12 ay a yayarak sürmesi ve özellikle Anadolu’nun bu ivmenin en etkin mimarlarından olması yine herkesin ortak dileğiydi.

Tabi karar mekanizmalarının başında yer alan yetkili kişilerin dilekten fazlasını yapmaları ve düşünmeleri gerektiği inancındayım.

Yetkililer düşünmeli, planlamalı ve yaptırım güçlerini kullanarak sektöre neyin nasıl yapılmasını gerektiğini anlatmalı diye düşünüyorum.

Kamu-özel işbirliğiyle turizmin 12 aya yayılması; başta ekonomi olmak üzere istihdamın artması ve sürdürülebilir turizm için hayati önem taşımakta.

*Altyapı ve Çevre Düzenlemeleri

Altyapısal çalışmaların başta yollar olmak üzere birçok alanda devam ettiğinden bahsedildi.

Tui yöneticisi özellikle Antalya destinasyonu için çevrenin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Özellikle güvenlik konusu yerel yönetimlerin üzerinde durması gereken en önemli konulardan birisi.

Kamu adına yapılan açıklamalarda Antalya daki turistlerin genelde çevreyi güvenli buldukları dile getirildi. Her şey dahil sisteme istesekte istemesekte bağımlı olan ülkemizde bu sistemi bir şekilde oteller dışına çıkarmamız lazım. Turistler sokaklara çıkmalı, tarihi mekanları görmeli, gittikleri her yerde az miktarlarda da olsa döviz bırakmalı. Belekte tatil yapan bir turist ortalama 10 günlük tatili boyunca salt Antalya merkez de 2 saat dolaşıp, oteline dönmemeli. Tatilin adı bu olmamalı!

Antalya ya gelmeli, bir kafe de çayını içmeli. Bir esnaf lokantasında yerel yemeklerden tatmalı, dükkanlara girip hediyelik eşyalar almalı, Kaleiçi’nde dolaşmalı, binbir emekle üretilmiş elişlerinden almalı… Bu şekilde ülkemizde tatil yapan turistlere kendi değerlerimizi yakından tanıtma fırsatımız olur ve bu çerçevede yerel esnafta daha çok kazanç elde eder.

Toplantı da özellikle Alman ve Rus pazarları yetkililerinin konuşmaları ağırlıktaydı ve toplantı da baskın konular bu iki pazardı. Özellikle Alman pazarında Türkiye’nin öneminden ve Alman vatandaşların Türkiye’yi daha çok ziyaret edecekleri şeklinde öngörülerden bahsedildi.

Tüm bu konuşmalarda dikkatimi çekenlerden birkaç tanesi de Tui yöneticisinin söyledikleriydi;

*Türk gelinini daha iyi tanıtmak lazım.

*Bisiklet trafiğini kullanmak lazım.

*Çevre konusu.

Dünyada organize edilen birçok turizm fuarına ciddi sunumlarla katılan bir ülkenin turizm başkentinde bu iddialı cümle neden kurulsun? Acaba eksiklerimiz neler? Dış tanıtımı iyi yapıyoruz da acaba ülke içinde hizmet olarak ya da hizmetin yanında değerlerimizi yansıtma konusunda mı bir eksikliğimiz var? Bu konuda düşünmekte yarar var diye düşünüyorum.

Bisiklet konusu ilginç bir konu. Özellikle Uzakdoğu filmlerinde gördüğümüz o yüzlerce bisikletlinin bloke ettiği caddeleri bir gün kendi ülkemizde de görmek mümkün olur mu dersiniz?

Özellikle şehir içi taşıtlı araç trafiğini istediği ve hak ettiği ölçüde çözememişken bu düşünce biraz ütopik duruyor. Ancak bir şekilde trafikte yapılacak düzenlemelerle bu konuda farkındalık yaratılabilir diye düşünüyorum.

Çevre konusuna yukarıda değinmiştik ama tekrarlamakta fayda var. Kurulan tüm olumlu cümlelerin sonunda ama bağlacıyla çevre konusuna değinildi. Birkaç örnekle buna destek vereyim.

Toplu taşıma araçlarında turistlerin ellerinde haritalar ya da kaldıkları otellerin kartları ya da bilgilendirme yazılarıyla şoförlerle bağıra çağıra konuşmaya çalıştıklarına onlarca kez şahit oldum.

Yerel turizm yetkililerinin çabasıyla oluşturulabilecek kısa süreli eğitim programları belki de iletişimdeki bu eksiklikleri çözme konusunda fayda sağlar.

Tabi saçma sapan seslenişlerle turistleri kendi dükkanlarına, mağazalarına yönlendirmeye çalışan kişileri de unutmamak lazım. Bu tür insanlar var oldukça çevreyi ne kadar değiştirirseniz değiştirin inanın yol almamız pek mümkün değil.

*İç turizm

Ets yetkilisi iç pazardaki rakamların her geçen yıl büyüdüğünü, halk olarak daha da bilinçlendiğimizi ve tatil anlayışının gelişmesi yolunda ilerlediğimizden bahsetti.

Erken rezervasyon sisteminin gelişmesi, buna Türk halkının destek vermesi iç turizmin gelişmesinde önemli etkenlerden birisi. Son birkaç yıldır uygulanan 72 saat öncesine kadar ücretsiz iptal sigortası ise bence turizmde çığır açan bir yenilikti.

Tüm bunların yanında Ets yetkilisi bence üstünde durulması gereken bir istatistik den bahsetti;

1990’lı yıllarda tatil için seçilen destinasyona giderken kullanılan havayolu taşımacılığında uçuşların %87’i İstanbul, kalan %13’ü ise Anadolu çıkışlıydı. Ancak bu oran günümüzde %57 İstanbul, %43 Anadolu şeklinde revize olmuş durumda. Havayolların gelişmesi, havayolu şirketlerinin gelişmesi ve buna paralel ekonomik uçak biletleri Anadolu daki bu ivmenin kahramanları aslında.

Özetle 2012 yılı Avrupa pazarı için sıkıntılı görünüyor. Ancak büyüyen ve gelişen bir Rusya var. Buna ek olarak her geçen gün ilerleyen bir iç Pazar.

Şimdilik bu kadar. Umarım 2012 yılı hepimiz için mutluluklar ve başarılar getirir.

Syg,

Yakup DEMİR

Turizmde İç Müşteri ve Küçük Dokunuşlar

Turizmde İç Müşteri ve Küçük Dokunuşlar

Uzun uzun iç müşterinin tanımını yapmak yerine bir “iç müşteri” olarak gözlemlediğim konuları, küçük dokunuş tavsiyelerimle birlikte paylaşmak istiyorum.

Milyon dolarlar harcanır ve oteller, havayolu şirketleri, acenteler, kongre merkezleri, restaurantlar, eğlence merkezleri kısacası insanlarla birebir iletişim halinde olmayı gerektiren şirketler dünyanın en zor sektörlerinden birine yani turizme dahil olurlar.

Ancak “içi seni yakar dışı beni” misali dışarıdan çok ihtişamlı görünen bu işletmelerin içinde çalışan bir de “iç müşteri” kavramını dolduran insanlar var. Onlarında bir ailesi, kendilerine ve ailelerine karşı sorumlulukları, mutsuzlukları, umutları ve geleceğe dair beklentileri var.

Okumaya devam et “Turizmde İç Müşteri ve Küçük Dokunuşlar”