Mutlu bir an

bu sabah tam mail atarken cc’ye eklediğim iş arkadaşlarımdan birisininin aktif olduğunu gördüm. aradım, sesini duyayım dedim.

çok sevindi, şaşırdı, anlamakta güçlük çekti ama kalbinin güzelliğini yansıtyorsun dedi.

insanlar aç

sevgiye

samimiyete

saygıya

2015 te yazıyorum bu satırları

2025’i 2035’i 2055’i tahmin edemiyorum bile

Laf-ı güzaf #kaybetmek

İnsan kaybettiği şeyin değerini, onu kaybedene kadar bilmezmiş, deneyimleyince anladım. Değeri bilinmeyenin değersiz olmasından değil değeri bilinmeyenin değerini bilemeyenin eksikliğinden kaynaklanıyordur olsa olsa. Söz gelimi sağlıklı olduğunu yok sayıp sahip olamadıkları için üzülen birisinin bir jiletin üstündeki plastiği keserken başparmağını kesmesi kişinin hayat standardını en az 3-4 gün etkiler. Mesala rahatça kurulanamaz, el sıkışamaz, elini yıkayamaz, poposunu kurulayamaz, yüzünü bile 9 parmağıyla yıkamak zorunda kalır. Elimize batan küçücük bir kıymık parçasını çıkarmak için bile bir iğne vasıtasıyla kaç dakika açık ameliyatla uğraşır insan!

“Pabuçlarım yok diye ağlıyordum, ayakları olmayan çocuğu görene kadar” azize teresa

An’ı Yaşayamamak

Yine bir yolculuk zamanı. Ikinci kez Londra..

Uykusuzluk gözlerimi acıtıyor. Kafamdaki düşüncelerde beynime ince ince vuruyor..

Hal böyle olunca 10 saat uyusamda uykumu alabilir miyim bilmiyorum çok şükür bendeki uykusuzluk bu boyutlarda değil ama bazen burda ki gibi olmuyor değil. -bu arada Al Pacino’yu izlediğim ilk film diye hatırlıyorum- -rest in peace, Robin Williams-

Seneca’nın güzel bir aforizması vardı; “kırdım diyorsun zincirlerini evet köpekte koparır zincirlerini ama halkaları boynunda taşıyarak” durumum tam olarak budur..

Kalan ömrümü geçirmek isteyeceğim bir metropole gidiyorum ve hissettiğim “hiç birşey”!

Belki de en kötüsü bu.. Carpe diem,in aksine tam olarak An’ı Yaşayamamak..

Hüzün

Aslında tam da şu anda yapmak isteyipte yapamadığımız anlar vardır. Bir şeyler bir şekilde mani olurlar bize. Ve hep ertelemeye başlarız, yapmak istediklerimizi. Tam da bu yazdıklarımla ilgili birşeyler yazmışım bundan aylar önce.

Biraz daha karıştırınca daha da birşeyler yazdığımı fark ettim.

Belki de atacağımız bir adım upuzun bir maratonun başlangıcı olacak ama yapamazsın bazen, bir adımı atamazsın.

Düşünürsün, güzel aforizmalarözlü sözler keşfedersin.

Sonra anlamaya, çalışırsın ama olmaz.

Bazı bazı hüzünlenirsin, omuzlarına çöker yorgunluk

tıpkı PaulMcCartney gibi yorgun yorgun kalıverirsin.

Yazıyı aslında çok önceleri yazmışım ben. Bakınız işte burada

Mutluluk

Değişmeyen bilinmeyen : Mutluluk…

Hayatımız boyunca kendimize sayısız kere sorular sormuşuzdur. Bazılarını cevaplayıp bazılarını ise hiç cevaplayamamışızdır. İşte mutluluk cevapsız sorularımızdan biridir.

Türk Dil Kurumu mutluluğu: “bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan doğan kıvanç durumu” şeklinde tanımlar.

Kimilerine göre mutluluk varılacak yer değil , yolculuğun kendisidir.

Ya da Sarkozy’in dediği gibi “ Mutluluk dünkü hayallerimizle bugünkü hayatımız arasındaki uyumun bir sonucu olmalı.” mıdır?

“Mutluluk insanın sevdiği kişiye yakın olmasıdır,yalnızca.” diyen Orhan Pamuk mu haklı yoksa?

Mutluluğu geç de olsa keşfettiğine inanan bir ünlünün söyledikleri belki de yardımcı olabilir bizlere!

“Baron Edouard-Jean Empain 1970’lerde dünyanın en mutlu insanlarından biriydi. Fransa’nın zenginlerinden biri olan Baron ; sosyetenin gözbebeği , burnu havada bir burjuva ve ukalanın tekiydi.

1978 yılında teroristler tarafından kaçırılınca hayatı alt üst oldu. Kendini beğenmiş Baron’un salya sümük ağlarken , kendini kaçıranlara yalvarırken çekilmiş video kasedi teroristlerce basına dağıtıldı.

Skandal görüntülerden sonra fidye ödendi. Baron serbest kaldı ama işleri yolunda gitmedi ve iflas etti.

Bu olaydan yıllar sonra 1993’te VSD adlı bir dergi Baron la röportaj yaptı. Baron’un eski halinden eser yoktu ve gazeteciye şöyle diyordu:

”İkinci bir hayat yaşadığım için çok şanslıyım. Artık farklı bir insanım. Evet ,  kaçırılmak

ve hayatımın yıkılması belki de benim için iyi oldu. Eskiden iyi şeylerin hep ilerde olduğunu düşünürdüm. Yaşadığım anı farketmiyordum. Artık geleceğim yok , bugünüm var , şimdim var. Neysem kabulüm , oyum. Artık yaşamaktan zevk alıyorum , her anın tadını çıkarıyorum . Nihayet bir bilge oldum galiba. Mutluluk denilen şey , belki de budur.”

Her ne kadar Baron’un başına gelenler sevimli olaylar olmasa da “her şer de bir hayır vardır” misali Baron bu olumsuzluklardan bir “hayır” çıkarmış.Anka kuşu misali küllerinden doğmuş.

Mutluluk; kişiden kişiye farklı tanımlara , kalıplara , sıfatlara bürünebilir ama en nihayetinde mutluluk belki de bu dünyada çok az kişinin kendine itiraf edebildiği en mahrem duygudur!

Bakın ne güzel demiş Azize Teresa “ pabuçlarım yok diye ağlıyordum, ayakları olmayan çocuğu görene kadar.”

Mutluluk belki de elimizdekiyle mutlu olma sanatıdır. Olmayana hayıflanmak yerine olana değer vererek şükretmeliyizdir belki de.

“Geçmiş ve gelecek yoktur.Yalnızca sonsuz bir şimdi vardır “demiş Abraham Cowley.

Sonsuz şimdilerde hep ama hep mutlu olabilmek dileğiyle.

Sevgiyle kalın…

monolog 2

bazen yalan söylersin,

hemde kocaman kocaman yalanlar söylersin,

yüzün güler mesala, türlü şakalarla güldürürsün etrafındakileri ama ağlarsın yine de, içten içe..

hani doktora gidipte mutsuzluktan yakınan palyaço hikayesini bilirsiniz.

bazen böyle tweetler atarsınız ya da şöyle..

canın yanar ama yine de umut dolu tweetcikler atarsın

yorulursun hem de çok, tüketmiş gibi hissedersin günleri, geceleri, haftaları, ayları, denizleri, okyanusları

ama  böyle de bir gerçek var.

ne bileyim işte, eninde sonunda orhan veli’nin giderayak şiirine geliyoruz. şiir için link vermeyeceğim,

çünkü hüzün kokan bir şiir, kimseleri de hüzünlendirmek istemem

Bazıları hiç ölmez

Nedense bazı insanların ölümü beni hep etkilemiştir. Hayatımın hiç bir döneminde tek bir an bile olsun konuşmadığım, yakından görmediğim, hatta varlığımdan bile haberi olmayan insanlara karşı içimde neden bir hüzün hissedeyim ki? İlginç gelebilir ama öyle..

Jobs

Mesela 2 gündür masamın kenarında yeşil bir elma duruyor. Ekşi olduğu için yiyemiyorum ancak ekşi olduğuna karar verdiğim anda aklıma Steve Jobs geldi. Steve Jobs’un videolarını izlemiştim ve hayata bakışı çok ilginç gelmiştir hep. Fazla materyalist, fazla işkolik ve bu dünyada yokmuş gibi davranmasını ilginç bulmuşumdur.

Steve Jobs’a ait aforizmalar hep hoşuma gitmiştir. Ölmesine 1 ay kalmış olmasına tabi ki onun bile haberi yoktu bundan- ve hastalığı iyice ilerlemiş olmasına rağmen hala çalışması beni hep etkilemiştir. Jobs filmini sabırsızlıkla beklemiştim ve gecikmeli de olsa izleme fırsatım olmuştu. Yürümesi, olmayan sesleri ya da onun deyimiyle evrenden gelen sesleri duyması, yalın ayak kampüste dolaşması, sevgilisi ile olan son tartışması, Apple’a ikinci dönüşünden sonra arkadaşlarını teker teker devreden çıkarması hepsi ilginç bir zeka’nın izlerini taşıyordu. Hala üzülürüm Jobs aklıma geldiğinde. Hatta -hayat üzerine aforizmalar- şeklinde bir slayt show hazırlamıştım ve bir kaç slayt’ı Steve Jobs’a ayırmıştım.

Jobs’ a dair en son hatırladığım, tedavi sürecindeyken siyah bir elbise giymiş; zayıf, bitkin ve tükenmiş hali..İşin tuhafı tam da bu görüntüyü hatırladıktan bir gün sonra Jobs’ un ölüm haberini öğrendim tüm dünya ile beraber

Sokrates

Sofi’nin dünyasında en çok içime dokunan bir soru vardı: Neden Sofi neden Sokrates ölmeliydi? İnsanlar bu soruyu yüzyıllardır soruyorlar..

Atina uyuşuk bir at ve bende onu uyandırmaya çalışan bir at sineğiyim. İnsan at sineğine ne yapar?

John Lennon

The Beatles grubunu keşfettiğim günden beri hemen hemen her melonkolik halimde dilimde Hey Jude, Yesterday..Londra da her an The Beatles’i aradım, her yerde onlardan izler bulmaya çalıştım. Belki eski günlerin sempatik siyah beyaz görüntüleri belki kullanılan müziğin bende bıraktığı doğallık, sadelik ve çırılçıplak gerçeklik beni The Beatles’a bağlıyor. Tabi gözümün önüne ağzında sakız ve şaşkın gözlerle açıklama yapmaya çalışan Paul McCartney geliyor, John Lennon’un ölümü üzerine.. John Lennon niye öldü ki? Oysa kimbilir daha ne güzel şarkılar söylerdi.

Amy Winehouse

Hiç yalan yok bir çok sanatçıyı, yazarı ölümlerinden sonra tanıyorum. Ama bu bende daha çok hüzün yaratıyor. Mesala You Know I am No Good şarkısını kimbilir belki de 400 defa dinlemişimdir. 27 yaşında niye ölür ki bir insan ya da şöyle sorayım neden ölmek ister ki?

Cemal Süreya, Özdemir Asaf, Attila İlhan, Nietzsche, Mahatma Gandi

Mesala yukarıdaki sanatçıların ya da liderlerinden beni etkileyen yönleri, sözleri var.

İnsanlar beni anlamıyor, belki de ben 100 sene erken doğmuştumdur. Nietzshe’nin bu sözünü bazen tekrarlarken buluyorum kendimi, 1900 senesinde annesinin onu çıldırmış bir şekilde bulmasıda bendeki hüznü tetikliyor olabilir!

Belki körsün, belki kırılmışsın, belki telaş içindesin..Ben sana mecburum sen yoksun.. Attila İlhan’ın bir programında kendisine okuması için bir şiir bile göndermiştim. Bir dönem Attila İlhan’a dair bazı şiirleri bulduğum her yere yapıştırıyordum.

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya, buda az şey değil ki? Cemal Süreya

Sensiz yollarda pulsuz, pullarda mektupsuz kaldım. Sana adlar aradım, ardında adsız kaldım, Özdemir Asaf.

Bir sevgililer gününde Özdemir Asaf’ın -kaldım- şiirini afiş olarak mağazanın içine asılmıştı. İşte o gün tanıdım Asaf’ı ve hala okuyorum.

Ve Gandhi..Einstein’in Gandhi ile ilgili şöyle bir tespiti varmış: Gelecek nesiller Gandhi gibi bir liderin etten kemikten olarak bu dünyada yaşadığına inanmakta güçlük çekecekler. Gerek okuduğum Gandhi kitaplarından ve gerekse izlediğim Gandhi filminden sonra evet hala inanamıyorum Gandhi gibi bir insanın bu dünyada yaşamış olabileceğine..

Orhan Veli, Cahit Sıtkı Tarancı.. Bitmez ki..

Philip Seymour Hoffman ve bugünde Robin Williams..

Bu yazıyı yazmama sebep olan Robin Williams aslında. Ölü Ozanlar Derneğindeki rolü hala gözlerimin önünde halbuki. Onca paraya onca şöhrete rağmen insan neden bu kadar ölüme yakın olmak ister ki?

Mutluluk parayla pulla olmaz derlerdi ama bu tür mutsuz yaşamlar ve trajik ölümler tam olarak bu sözü doğruluyor sanki..

Mutluluk çoğu zaman kafama taktığım bir konudur ama zaman geçtikçe öğreniyorum galiba. Mutluluk ilgimi aklıma gelenleri önceki yazılarımdan okuyabilirsiniz.

 

Tasmasız ve ağızlıksız gezdirilen köpekler

ilginç haberler okuyoruz, şaşırıyoruz, üzülüyoruz..

bazılarını anlamak pek mümkün değil açıkcası. Bugün gazetede de okudum ve buna benzer çok fazla olay

yaşanıyor maalesef.

yazının başlığında da değindiğim gibi tasmasız köpek gezdirenlere ben insan diyemeyeceğim.

insanları korku içerisinde bırakmak bir insana ne kazandırabilir ki?

çocuklar, minicik yavrular parklarda sokaklarda rahatça dolaşamayacaklar mı?

onlar dolaşsa bile anne babaların ne günahı varda yürekleri ağızlarında çocuklarını hava aldırmaya

çıkardıklarında tasması olmayan köpekler yüzünden neden huzursuz olsunlar ki?

bir sokak köpeğinin birini parçaladığını pek anımsamıyorum ama genelde bakımlı köpekler nedense daha

saldırgan oluyorlar, muhtemelen sahiplerinden dolayı bir özgüven içerisindeler ve bundan dolayı çok çabuk

agresifleşip buna bağlı olarak zararlı olabiliyorlar.

yani çözümü basit aslında tasmasız ve ağızlıksız gezdirmeyeceksiniz olacak bitecek!!

bunu anlamak bu kadar mı zor?