Yaptığı işi sevmeyen, yaptığı işten keyif almadığı halde çalışmaya devam eden ya da mecburen çalışmak zorunda kalan insanların temsil ettikleri şirketler, hiç farkında olmasalarda kaybediyorlar. Kimi para, kimi itibar, kimi personel kimi de kendi vicdanlarını! Ama hızlı ama yavaş farketmeksizin kaybediyorlar!

Görseldeki hata ticari zeka eksikliği, dalgınlık hatta salaklık olarak nitelendirilebilir. Yıllar önceki reklamdaki mottoya “Ağzı olan konuşuyor” bir örnek teşkil etmemek için toplum mühendisliği yapmayacağım. Ben bu hataların sebeplerini “odaklanma” eksikliği olarak görüyorum.

Oldukça kompleks bir konu olduğu için sorular soruları kovalıyor, farkındayım. “Ya işveren hakedilmiş hakları vermiyorsa! ya şirket içinde adalet yoksa! ya mobbing uygulanıyorsa! ya gelirler adil dağıltılmıyorsa! vb argümanları dile getirecekler olabilir. “Benim dışımda herkes haklı zaten” diyerek bütün bu olasılıkları bir kenara bırakmak istiyorum.

Gözlemlediğim ve bende iz bırakan bazı anekdot ve anılarımı paylaştım. Hepsi bu.

1-Yıllar önce Ege’deki bir şehre doğru otobüs ile yolculuk yaparken, kapısı bile olmayan küçücük bir otogara WC için uğradık. Gece 03.00 sularındaydı ve kapıda 65-70 yaşlarında bir amca vardı. Uykusuzluktan olacak ki selam veremeden lavoboya girmiştim ve çıkıştı da yine bir aksilikten dolayı selam veremeden “ne kadar” diye sordum. Yaşlı amca ayağa kalktı ve kolonya uzattı! Teşekkür ettim 2. kez “ne kadar” diye sordum. Bu sefer de “peçete” uzattı. Yine teşekkür ettim ve 3.kez “ne kadar” diye sorunca ellerini mahçup bir şekilde karnının üstüne getirip 50 kuruş efendim dedi! Kapısı bile olmayan bir otogar, gecenin 3’ü, 70 yaşında bir tuvalet görevlisi! İşine olan saygısını aradan geçen yaklaşık 10 yıla rağmen unutamadım!

2-Antalya merkezde işlek bir cadde üzerindeki simitçiden aylar önce poğaça almıştım. Esnaf poğaçayı verdikten sonra, hava soğuk sıcak çay ikram edeyim içer misin diye sordu? 😊 Ve ısrar etti! 4 liraya poğaça satıyor ve çay ikram ederek müşteri memnuniyeti için uğraşıyor!

3-Sanırım Londra dönüşündeydi. Uçakta ukala bir yolcu, cebindeki bankamatik kartı pos cihazında çalışmayında ortalığı ayağa kaldırdı. Vay efendim pos cihazı neden kartını kabul etmiyormuş. Karnı açmış. Sorun kendisinde değilmiş. (Uçak düşse bu kadar ses çıkarmazdı sanırım!) Hostes kendi kartını kullanarak yolcuya istediği yiyecek ve içeceği ikram etti ve o yolcuyu susturdu. Tabi yaşanan nahoş durumdan dolayı yanımdaki yolcuya biraz sitem ettim ve öğrendim ki kendiside farklı bir şirkette kabin memuru olarak çalışıyormuş! Sonrasında da sorunu çözen hostes için ilgili havayolu şirketine teşekkür maili attım.

4-Berlin dönüşü bir kaç dakika ile uçağa geç kalmıştım. Online check-in yapmış olmama rağmen telefonum kitlenmişti ve Almanları biletim olduğuna ikna edemedim. Beni oradan oraya koştururken gören bir Alman bir kontuar görevlisi hızır gibi yetişti. Kontuarlardan atlayıp açık bir bilgisayar buldu ve pasaport bilgilerime bakarak elektronik biletimi çıkarıp bana verdi. Onun sayesinde uçağa mucizevi bir şekilde yetiştim. Almanca bilmiyordum ve oda ingilizce bilmiyordu! Yeryüzünde hiçbir mükafat, para, mevkii o kadına bunları yaptıramazdı. İşine olan saygısı ve içindeki empati onu bana yardım etmeye teşvik etti hepsi bu!

5-Adana HiltonSA’da çalıştığım yıllarda dönemin genel müdürü Demir Gürel’in bir sohbetini dinleme şansım olmuştu. “Bizim ailede bir laf vardır; ister popçu ol ister topçu farketmez ama en iyisi olacaksın” O kadar doğru ve net bir mesaj ki bu!

6- Steve Paul Jobs’ un babası ile olan anısı; “küçükken evlerinin etrafına çit çekmek için babasına yardımcı olduğu bir günde, babası ona bahçenin önüne gösterdiği özenli işi arka tarafta da yapmasını istemiştir. Steve ‘’ Ama onları kimse görmeyecek ki’’ diye itiraz etmişti. Babası ‘’ Ama sen göreceksin’’ diye cevap verdi ve ekledi babası ona gerçek bir marangoz ustasının dolabın duvar tarafına gelen yüzünde dahi en kaliteli ahşabı kullandığını ve kendilerinin aynı bakış açısını arka bahçede yapmaları gerektiğini söylemişti.

7-Bazı ressamların resme başlamadan önce tuvale öncelikle kendi isimlerini yazarak kendilerini -yaptıkları işe saygı göstermek konusunda- motive ettiklerini okumuştum.

8-Martin Luther King’in insanın işine saygı duyması gerektiğini ifade ettiği sözleri hatırlayalım; “Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse Micheangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’ın beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki, gökteki ve yerdeki herkes durup, burada dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş desin.”

9-Geçtiğimiz haftalarda Üniversiteye yakın bir kafede hocamla saatlerce süren bir sohbetimiz oldu. Hesabı ödemek istediğimde yediklerimizden ve içtiklerimizden bazılarının hesaba eklenmediğini farkettim. Bahaneleri bir kenara bırakırsak işlerine odaklanmadıkları için bu hata ortaya çıkıyor. Ben kendim düzelttim ve doğru rakamı ödedim. Ya farketmeyenler?

10- Yaklaşık 20 sene önce Adana HiltonSA’da beraber çalışma şansı bulduğum Hamit Topaloğlu ta o zamanlar avuç içi bilgisayarlara uluslararası mutfakların menülerini yükleyip bulduğu her fırsatta o menüleri çalıştığı otelin restaurantlarına nasıl dahil edebiliriz derdindeydi.

11-Üniversiteki değerli hocalarımdan Avni Aker’in Turizm Politikası dersinde Viyana’dan satın aldığı çikolatanın kabını sınıfa getirmesi, ambalajın üstünde Mozart olduğunu bize göstermesi herşeyden önce Türk turizmine gönül vermiş öğrencilerine ve bir nevi müşterilerine olan saygısını gösteriyordu.

12-Aylar önce bir otobüs yolculuğu yaptım. Tesadüfen farkettim ki bilet parası ilgili otobüs şirketi tarafından kartıma geri yüklenmiş. Mail attım, sonra mailimi ilgili departmanlara gönderdiler. Sonra beni aradılar. Kartımdan geri çekin dedim, olmazmış! En yakın şubeye gitmek gerekti. Gittim, ödedim 😊 Şaka gibi ama gerçek!

İşin özü total mutluluk diye bir şey yok. Dolayısıyla olası tüm eksikliklere rağmen çalışanlar işlerine konsantre olmalılar ve o anki görevleri neyi gerektiriyorsa onları yerlerine getirmeliler.

Söz konusu konsantrasyonu sağlayacak olan şirketin eğitim birim yöneticileri, IK yöneticileri ve tabiki şirketin üst düzey yöneticileridir. Eğitmeden sonuç bekleyemezsiniz. “Eğittik de ne oldu, aynı tas aynı hamam” diyenler olabilir. Cevabım: Kimse vazgeçilmez değildir!

Bana göre; mış gibi yapan çalışanlardan ziyade mış gibi yapan insanları şirketlere dolduran ve onları denetlemeyen yöneticiler daha çok hatalı. Sanırım balık baştan kokar dedikleri tam olarak bu olsa gerek

İyi bir hafta dileklerimle

Yakup Demir 18.12.2022

Reklam