Hem turizm üzerine yıllarca eğitim almış hem de yıllarca turizmden ekmek kazanan biri olarak ve bunlara ek olarak en nihayetinde bu ülkede yaşayan bir birey olarak turizmin gelişmesini bende gönülden istiyorum. “İrlandalı” olmadığım için bunu istemem gayet normal. Çalıştığım işletmelerde hep toplam faydayı önemsedim ki deneyimlenen her ne ise sürekli olsun, sürdürülebilir olsun, günübirlik olmasın! Günübirlik çözümler günü kurtaran ve yarını önemsemeyen geçici tesellilerdir. Deneyimlediğim bazı örnekler üzerinden destinasyon ve imaj kavramlarına dair geri bildirimlerimi ve naçizane çözüm önerilerimi aktaracağım. Destinasyon ve imaj üzerine yıllar önce yazdığım iki yazımın linklerini de aşağıda ayrıca listeleyor olacağım. Unutmadan belirtmekte fayda var;  uzun uzun marka konumlandırması ya da imaj üzerine yorum yapacak değilim zaten uzmanlık alanlarımda değiller!

Destinasyon; tanım olarak turist toplumunun yerel toplum içinde bulunduğu coğrafi bir yer ya da bölge olarak tanımlanabilir.

Bir destinasyon; turizm çekicilikleri, turizm işletmeleri, yerel halk ve yerel yönetimin bütününden oluşan karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu nedenle bir destinasyon; bu karmaşık yapısı nedeniyle yönetilmesi nispeten zor bir turizm ürününü ifade etmektedir.

İmaj; bilindiği üzere tüm karar verme süreçlerinin temelinde göz önünde bulundurulan en çekici unsurlardan ve belki de en önemli unsurdur. Kuşkusuz güçlü bir imaj, oluşmuş bir markayı güçlü kılacak en vazgeçilmez gereksinimlerden birisidir.

Peki bunca çabanın karşılığı olarak toplumdaki bireyler olarak yani bu ülkede yaşayan herkes üzerine düşeni yapıyor mu? Destinasyonlar bir gün içinde ortaya çıkmazlar ya da birileri arzuladı diye destinasyonlar birdenbire çekici olmazlar! Dünyada birbirinden güzel şehirler, ülkeler varken hiç kimse bir destinasyonu sadece “var” diye seçmez! Ayırt edici özellikleriniz olmalı ve o özellikleri insanların taa gözlerinin içine sokmalı ve bütün dünyaya anlatmalısınız!  

Oluşmuş bir markanın çatısı altında bulunan belli destinasyonlar güçlü imajları ve çekicilik unsurlarının iyi pazarlanmasıyla ön plana çıkarlar ve stratejilerinin tutarlılıklarına bağlı olarak dünyada söz sahibi olan destinasyonlar arasına girerler.

Aklı başında her insanın hemfikir olacağı üzere destinasyonu destinasyon yapan değerler sadece destinasyonun kendisine bağlı olamaz; destinasyonu oluşturan bütün bileşenler destinasyonun total değerinin bir parçasıdır ve tüm paydaşların bu bilinçle hareket etmesi gerekir.

1-Turist destinasyonda kaldığı süre boyunca yaşadığı deneyimleri özümser,

2-Turistin yaşayacağı tüm deneyimler turistin karar verme alışkanlıklarını etkiler. Turist kendisini salak yerine koyan insanlara karşı kendi haklarının korunmadığını görürse çok rahatlıkla tavır alabilir, faturayı kesebilir ve sorun yaşadığı destinasyona bir daha gitmeyebilir,

3-Turist mutlu olmuşsa başta yakın çevresine tavsiyeler vererek ve yorum portallarına olumlu yorumlar yazarak destinasyon lehine reklam yapar bir nevi destinasyonun marka elçisi olur,

4-Turist mutsuz ise ve mutsuzluğuna karşı çözüm üretilmemişse yaşadığı memnuniyetsizliği sırf başkaları yaşamasın diye yorumlar yazar ve destinasyon imajını zedelemek için uğraşır.

Doğru soru: ülke vatandaşları olarak bizler bu maddelerin bilincinde miyiz?

Uçaklardaki host ya da hosteslerden başlayarak, pasaport memurları, taksiciler, otobüs şoförleri, otel kapılarındaki güvenlik görevlileri, doormen’ler, resepsiyonistler, animatörler, şefler, müdürler, restaurantta çalışan aşçılar, kat görevlileri, vapur görevlileri, metro istasyonlarındaki görevliler, café-restaurant işletmecileri, irili ufaklı tüm mini işletmeler, acente transfermanlerı, rehberler, ulaşım araçlarındaki yolcuların hepsi, sokaklardaki insanlar, tabelelarda kullanılan dil, yön levhaları… bunların hepsi ama hepsi imajı etkileyen unsurlardır. Ve biz inansakta inanmasakta önem versekte vermesekte destinasyondaki tüm bireyler, nesneler, detaylar destinasyon imajını etkiler.

2022 Ocak-Ekim döneminde sadece havayoluyla gelen turist sayısının 12 milyonu aştığı Antalya’dan bazı örnekler paylaşacağım;

1-Şehrin göbeğinde, tarihi Kaleiçi yakınlarındaki bir dükkan önüne esnafımız sandalye atmış tırnaklarını kesiyor!

Yerli ya da yabancı farketmeksizin ben bu şehre gelen bir turist olsam nasıl gireyim bu dükkana? Adamın işine saygısı yok, hijyen zaten yok dolayısıyla ülke turizmi bu adamın umrunda değil!

2-Zaten dükkan önlerine atılan sandalyeleri hayatım boyunca anlamadım. Geleni gideni gözlerle taciz etmekten başka ne açıklaması var bu sandalyelerin? Kaldırımlar zaten daracık, insanlar birbirlerine çarpmamak için zor yürüyor ve bu sandalyeler alanı iyice daraltıyor. Neresinden bakarsanız bakın mantıklı açıklaması yok!  

3-Taksiye biniyorsun taksiciden fiş istiyorum; aracın içindeki heryeri kurcalıyor. Makbuz koçanı bir yerden çıkıyor, kaşe başka bir yerden çıkıyor. Kalem zaten yok. Kaç defa taksici arkadaşlara kalem hediye ettiğimi hatırlamıyorum. Neden bu kadar dağınıklar? Hakim olması gereken sadece “1 araç ve içindeki mínimum ekipmanlar” bu kadar basit! Taksici arkadaşların kılık kıyafetlerinin düzenli, saç sakal bakımlarının özenli ve kullandıkları dilin olabildiğince kibar olması gerekiyor!

4-Otobüs şoförlerinden bazılarını bir kaç defa ilgililere sosyal medya üzerinden şikayet ettim. Toplum içine çıkmaması gereken insanlara maalesef canlar teslim ediliyor. Elinde tespih, kulağında kulaklık, bitmeyen bir sohbetle telefonda konuşan Türkçe olarak ne dediği anlaşılamayan bir insana turist ne sorabilir? Türk olarak bizi azarlayan turiste ne yapmaz!

5-Tramway duraklarında çalışanları işe alırken sosyal medya uzmanı olarak anlaşıyorlar sanırım çünkü ne zaman baksam ellerindeki cep telefonlarına bakıyorlar ama asıl işleri tramway operasyonu ve güvenliği kontrol etmek! Sosyal medya üzerinden ilgililere geri bildirim yaptım, savunma yaparak cevap verdiler tekrar yazdım, inşallah dediğimi anlamışlardır.

6-Tripadvisor’da dünyanın en popüler plajları arasında gösterilen dünyaca ünlü Konyaaltı plajındaki tuvalet ve duş kabinlerindeki bakımsızlığını defalarca ilgililere sosyal medya üzerinden ilettim ama cevap alamadım. Ve maalesef bakımsızlık yaz sonuna kadar sürdü. Toplamda 4 ay aktif olarak kullanılan bir plajın temizliği niye bu kadar zor? Üzülerek söyleyeyim ki popüler plajlar arasında Konyaaltını göremedim, oysa ki bir zamanlar ilk 20 plaj arasında gördüğümü hatırlıyorum, inşallah benim gözümden kaçmıştır.

7-Dünyada bir kaç farklı şehirdeki “OldTown” dedikleri turistik yerlerin sokaklarını gezme şansım oldu. Antalya Kaleiçi’nin kokusu, havası hep farklı geldi bana. Geçtiğimizde haftalarda Kaleiçi’nde dolaşırken üst üste istiflenmiş boş içecek kasalarını gördüm. -Muhtemelen o boşluğa kimse araç park etmesin diye- sanat eseri gibi 3 metre yüksekliğinde istiflemişler. Yani bu çirkin görüntünün kime ne faydası var?

8-Staj yaptığım dönemlerde avrupalı bir turist bana gelip yüzüme küfür etti. Tabi anlamadım ikinci kez söyleyince anladım. Meğer ekmek alırken usta adama bakarak bunu söylemiş! Emekleriniz karşılığında para kazanıyorsunuz, ailenizle tatile gidiyorsunuz ve -parasını ödediğiniz halde- sırf ekmek aldığınız için size küfür eden birisi var! Bu insanlar neden turizmde istihdam edilir?

Ülke olarak turizme emek, gönül ve hatta bir ömür veren turizm emekçilerine bu ülkedeki herkesin destek olması gerekiyor. Çünkü;

1-Başta Türk yatırımcılar olmak üzere dünyaca ünlü otel zincirleri Türkiye’de oteller açıyorlar. İstihdam ve ülke ekonomisine katkı sağlama noktasında muazzam kıymetli projeler yapılıyor. Harcanan bunca emek adına onlara yardımcı olmamız lazım.

(2019 istatistiklerine göre dünyada en fazla 5 yıldızlı otele sahip ülkeler sıralamasında Türkiye 705 otel ile 12.sırada. Türkiye’nin bu kategoride geride bıraktığı ülkeler: Hindistan, İtalya, İspanya ve Yunanistan!)

2-Türkiye’de turizm okuyan -sayıları giderek azalan- gençler bu otellerde iş bulmakta zorlanıyorlar çünkü yurtdışından transfer edilen devşirme turizmciler daha çok rağbet görüyor. Sırf yabancı dil bildikleri için kendi ülkesinde iş bulamamış insanlara ekmeklerini kaptıran gençleri kabul edecek yeni işletmelerin açılması için bu gençlere destek olmak lazım.

3-Daha çok turist gelsin diye dijital’e, global seyahat acentelerine, dünyaca ünlü dj’lere, dünyaca ünlü aşçılara, ekipmanlara, teknolojilere paralar saçan turizm yatırımcıların binbir emekle ülkeye getirdiği turistleri iyi karşılayalım ki tekrar tekrar gelsinler. Tekrar gelsinler ki istihdam artsın, ülke ekonomisine daha çok turizm geliri dahil olsun.

4-Turist otelden çıksın, alışveriş yapsın, lokantalarda yemek yesin, Türk mutfağını nostaljik mekanlarda tanısın, esnaf para kazansın, müzelerimizi ziyaret etsin ve bölge halkımızdaki emekçilerimizin ürettikleri ürünleri alsın, daha çok para harcasın.

Onlarca üniversitenin, binlerce akademik çalışmanın, duayen olduklarını iddia eden yüzlerce turizmcinin yapamadığını bir makalede anlatmam mümkün değil biliyorum ama bu iş gönül işi, sevgi işi. Şansımı deneyeyim en azından;

Bence olması gerekenler -ya da keşke olsa- dediklerim;

1-Üniversitelerle sektör dirsek dirseğe çalışmalı. “Duayen” turizmciler izin vermeli, akademisyenlerimiz fizibilitesi yapılmış rasyonel öneriler sunmalı. (Amerika’daki bir otel zincirinin kitabını Türkçeye çeviren ve doğrusu budur diyip duran bir hocam vardı. Bazı doğrular görecelidir ve gerçekçi olmamız lazım sevgili hocam)

2-Yıllar önce turizm bakanlığında üst düzey bir yöneticiye Antalya’da Destinasyon Yönetim ofisi açılmalı mı sizce nasıl diye sormuştum. Aldığım cevap “adının önemi yok” idi. Adı önemli çünkü bilinçli olmak adına yol gösterici olur. Ama yetmez tabiki. Devletin, bakanlığın, yerel yönetimlerin sektörle, sektördeki “herkes” ile bağlantılı olması gerekiyor. (Belediye başkanları Berlin’e, Londra’ya fuarlara gitsinler sıkıntı yok ama önce yerel halk ne durumda onu görsünler, turist gelse nasıl yolunu bulacak? Bunlara kafa yormaları lazım) Dolayısıyla yetkililer belli periyotlarla sektör temsilcileriyle toplantılar düzenlenmeli, görüş alışverişi yapılmalı. Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok olmamalı.

“Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum” #ÖzdemirAsaf

3-Destinasyon yönetimi için eğitimler düzenlenmeli. Eğitimin birinci konusu “gülümsemek” olmalı. Turizmci pozitif olmak zorunda. Yerli ya da yabancı farketmeksizin deneyim yaşamaya gelen insanlara gülümsemek zorundasınız. Eğitimlerin konusu: yabancı dil, ifade teknikleri, hizmet sektörüne dair görgü kuralları şeklinde zenginleştirilmeli. Bilmeyen insan yoktur öğrenme şansı olmamış insan vardır gibi düşünüp eğitimler verilmesi lazım. İnternet’te arama yapıldığında taksicilere bile eğitimin verildiği destinasyon pazarlaması üzerine çalışma örneklerini bulabilirsiniz

“Gülümsemekten hiçbir zaman vazgeçme, gülümsemene kimin ne zaman aşık olacağını bilemezsin”

#GabrielGarciaMarquez

4-İster sivil turizm polisi deyin, ister gizli müşteri deyin, ister zabıta deyin, ister müfettiş deyin, ister emekli albay deyin hiç farketmez. Ülkede milyonlarca emekli var. Eğitim verip bu insanları sokaklara, avm’lere, otellere, havalimanlarına, esnafların olduğu bölgelere kısacası turist gibi deneyim yaşayacağı yerlere gönderelim. Türk turizmini sabote eden, ahlaksız, adaletsiz, hırsız, İrlandalı vb. APAÇİ kılıklı insanlar turizmden men edilsinler hatta mümkünse ülkeden gönderilsinler!

5-Okumak zaman kaybıdır diyen ilginç bir kafa var. Sanırım doğarken eğitimli olarak dünyaya geliyorlar ya da okulda alacakları eğitimi eczaneden vitamin olarak alıyorlar ya da bilmiyorum ben en iyisi -okumayı sevmeyenler diyeyim-. Bu gençler için mikro düzeyde eğitimi Turem Eğitim Okulları vb. sayesinde vererek en azından ara kadro ihtiyacı karşılanmaya devam edilebilir. Turizm eğitimi almış olanlara muhtacız çünkü sektörde “müşteriye küfür etmesin yeter” derecesine kadar düşmüş bir asgari şart belirmiş durumda.

Bir yerde toplum varsa orada #ToplumKuralları var demektir

1-Berlin’de kırmızı ışığı farketmemiştim ve yaya olarak karşıdan karşıya geçerken Alman polisin çaldığı düdük hala kulaklarımda;

2-Dubai’de “tramway’ın hareketini engellersiniz 30.000 Dirhem ceza ödersiniz” tabelası hala gözümün önünde;

3-Berlin’de bisiklet yolunda yürüdüğü için ceza yiyen arkadaşımın anısı hala aklımda;

4-Londra’da taksicinin ödeme yapınca anında pos cihazından çıkarıp bana uzattığı fişler hala hafızamda;

5-New York’ta arkadaşım ayağının ucundaki çantayı kafasının üstündeki bölmeye koymadığı için anons üstüne anons yapan ve çantayı bölmeye yerleştirdiğimiz zaman hareket eden otobüs şöförünün kararlılığı hala anılarımda;

Temelde kurallara uyan insanların yaptıklarını yazdım aslında. Bir yerde toplum varsa orada #ToplumKuralları vardır, kuralsız olmaz.

Yetkililer turizm özelinde ülke turizmini refaha erdirecek, sürdürülebilir ve kazançlı bir turizm için toplam faydayı gözeten kuralları belirlemeli. Bu kurallar hem işletmeleri hem çalışanları hep bölge halklarını hem de gelen turistleri memnun etmeli. Bu kurallara uymayanlara anında cezalar verilmeli. Tekrar eden her kimse meslekten men edilmeliler. Bu kadar!

“Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır!” #MustafaKemalATATÜRK

Sabrınız için teşekkür ederim.

Yakup Demir, 30 Kasım 2022

Reklam