Şurada şu tarihte konferans varmış diyorum, gittin mi diyorum,

ya gitsem ne olacak ki. çıkıyorlar 3-5 laf ediyorlar gidiyorlar!! abi ne yapacak, ne yapsın isterdiniz?

sizin için soyunsunlar mı?

para mı dağıtsınlar?

kurban mı kessinler?

yani bir panelistten ne bekliyorsun ki?

bu nasıl bir beklenti hastalığıdır?

sen bir b.k olsaydın zaten seni çağırırlardı?

Kainatın en güzel filmlerinden birisinde de bundan bahsetmiyor muydu?

hiç bir şeyi ama hiçbir şeyi beğenmeyip ama yine de bir şey üretmeyenler, üretemeyenler

şu hikayedeki zavallılara çok benziyorsunuz..

“adamın biri ölür ve cehennem bulur kendini. koca koca kapılar üzerinde ülke isimleri yazıyormuş ve içlerinde de koca koca kazanlar varmış. kazanlara yaklaşan adam fokur fokur kaynayan kazanların içerisinde insanlar olduğunu görür ve irkilir. ancak üstünde türkiye yazan kapıya yaklaşınca kazanın üstünde bir hareketlilik görmeyince kapıdaki zebaniye sorar. Türkler bu kadar inançlı insanlar mı ki hiç biri cehenneme girmemiş? Zebani daha dikkatli bakmasını söyler. adam dikkatli bakınca kazanın altlarında birbirlerinin ayaklarını çekip, yukarı doğru çıkıp nefes almalarını engellediklerini görür.”

Kımıl: arım kanatlılardan, sap, çiçek, yaprak ve başakları emerek veya yiyerek ekin hastalığına yol açan, vücudu kalkana benzeyen zararlı bir böcek BKZ: Türk Dil Kurumu

Güler misin ağlar mısın?

Gazeteci Cüneyt Bey’in haklı serzenişini aşağıda bırakıyorum.

Nüvit Osmay Bey’in müthiş kitabı iİnsan Mühendisliği aşağıdaki örnekle anlatıyor aslın bu insanları.