Albert Camus / Düşüş

*şöyle kartvizitler düşünün: Dupont, ödlek filozof ya da Hiristiyan mülk sahibi ya da zina eden insansever, istediğinizi seçebilirsiniz. Ama bir cehennem olurdu bu! Evet, cehennem böyle olmalı: tabelali caddeler ve düşüncesini anlatma olanaksizligi. İnsan, kesin olarak sınıflandırılmıştır.

*nasıl anlatayım? Dünya kayıyordu. Evet, her şey kayıp geçiyordu üzerimden.

*kısacası, mutlu yaşayabilme için, sectigim varlıkların hiç yaşamamaları gerekliydi. Onların yaşamlarını benim keyfime bağlı kılmak gerekirdi.

*tuhaf bir yorgunlugum var, ama konuştuğum için değil, salt daha neler söylemem gerektiğini düşündüğümden.

*ama mutlu olmak için başkalarıyla fazla ilgilenmek gerekir

*öylesine doğru ki bu, biz kendimizden iyi olanlara nadir olarak bel bağlarız. Daha çok onların toplumundan kacariz. Tersine, çoğu zaman kendimize benzeyen ve zayıf yanımızı paylaşan kimselere açarız içimizi

*yalnızca kadınlara sığındım. Bilirsiniz, onlar hiçbir güçsüzlüğü gerçekten mahkum etmezler.

*her özgürlüğün ucunda bir yargı vardır; işte özgürlüğün son derece ağır bir yük olması bundandır, hele ateşiniz olduğu ya da sıkıntıda olduğunuz ya da kimseyi sevmediginiz zamanlarda

*ölüm yalnız başına olur, kölelik ise ortaklasadir.

Orhan Pamuk / kara kitap

*çünkü, yaşadığımız hayatın bir baskasinin düşü olduğunu kanıtlamak in hiçbir şeyi degistirmeyecegini biliyordum artık
*Kendimden, her zamanki gibi memnun değildim, ama yazımdan ve hikayemde memnundum. Bu küçük yazı zaferimi uzun bir yürüyüşle hayal edersem, belki hiç geçmeyen bir hastalık gibi uzerime sinen mutsuzluk duygusundan biraz olsun kurtulurum sanıyordum
*İnsan en gerçek kabusları yorgunken Gorur

*tarihin simetrilerle konuştuğu tartışmasız bir gerçek olduğuna göre, şimdi biz mutlulugumuz kadar uzun sürecek bir mutsuzluğa hazırlanmalıdır vs.

*hafızamızın, biz yaşlandıkça fazlla yük taşımak istemeyen huysuz bir yük hayvanı gibi attığı ağırlıklar en sevmediği yükler mıdır, en ağırladı mı, yoksa en kolay düşenler mı?

*kendileri olmaya uzun süre katlanamayan, ancak bir başkasının kişiliğine burundukleri zaman huzur bulan bütün insanlar gibi Mevlana da , bir hikayeye başladığında ancak bir başkasının anlattıklarını söyleyebiliyordu. Zaten bir başkası olmak için yanıp tutuşan bütün mutsuzlar için, hikaye anlatmak, kendi sıkıcı gövdeleri ve ruhlarindan kurtulabilmek eri için keşfedilen bir hileydi

*her eşyanın yalnızca o eşya olarak var olduğu bir dünyada huzurlu yaşayabilme isteği yükseldi içinde

*virgullerle koşardım, noktalarla duraklar, unlemlerle sasardim

*kendi gunahlarini başkalarına yukleyebilmenin iç huzurunu duyabilmek

*uykunun en güzel yaninin insanın olduğu kişiyle bir gün yerine geçeceğine inanmak istediği kişi arasındaki göz yaşartıcı uzaklığın unutulması kadar, duyduklariyla hiç duymadiklarini, gördükleriyle hiç gormediklerini ve bildikleriyle hiç bilmediklerini huzurla birbirine karıştırabilmesi olduğunu bir kere daha anladı
*Hiç bir zaman kendisi olamaz insan
*Galip, gözyaşlarıyla esrarın içindeydi simdi. Sanki bildiği, ama bildiğini bilmediği bir yerdeydi; daha önceden okuduğu, ama okuduğunu unuttuğu için heyecanını hissettiği bir kitabın sayfaları arasında gibi
*İnsanın kendisi olabilmesi için, içinde yalnızca kendi sesini, kendi hikayelerini, kendi düşüncesini bulabilmesi gerekir
*Ancak anlatacak hiçbir şeyi kalmadığında insan kendisi olmaya iyice yaklaşmış demektir