Uçuş Öncesi ve Uçuşa Dair Notlar

Yine bir Berlin Turizm Fuarı, yine uçak yolculuğu, yine seyahat, yine pasaport kontrol, yine harç pulu. Ee daha ne olsun diyenler vardır diye düşünüyorum; Eyvallah, bende tam olarak böyle söylüyorum.

“Hayat seyahat edince güzel, Hayat Gezince Güzel, GeziyorumİyiHissediyorum”

Berlin’e ilk kez Adana üzerinden gidiyorum. Bu satırları uçakta, yerin bilmem kaç kilometre yukarısından yazıyorum. Bora Jet ile ikinci yolculuğum, ilginç bir deneyim ama iyi hissediyorum şu anda. Sabahın ilk saatlerinden itibaren şu havadaki dakikalarıma kadarki süreci anlatayım önce

Adana Şakirpaşa Dış Hatlar Terminali deneyimlediğim diğer terminallerle kıyaslanmayacak kadar küçük, hizmet olarak zayıf ve görsellik olarak cılız diyebilirim. Pasaport kontroldeki memurların bakışları, davranışları, yabancı dil yeterlilikleri maalesef vasattı. Günaydın dediğim memur gözleriyle bana birkaç saniye küfür ettikten sonra nihayet kafasını pasaportumdan kaldırıp zorla günaydın dedi. Aradığı neydi bilmiyorum ama pasaport içerisinde bakacağınız iki yer vardır; 1 pasaportun geçerlilik süresi ve bir de gidilecek ülkenin vizesinin geçerlilik tarihleri hepsi bu. Bizim memur ilginç bir şekilde çıkış kaşelerine yoğunlaştı. Sanırım diğer ülkelerin kaşelerini merak ediyor. Google üzerinden araştırma yapabileceğini söyleyecektim ama sabah sabah tartışmaya girişmek istemedim. Sağdaki memur İranli turisti ayan beyan haşlayıp, elleriyle kedi kovalarcasına yol gösterirken bende önümdeki Suriyeli ailenin evraklarını inceleyen çok ciddi memuru izliyordum. Pasaport kontrol olarak tanımlanan bu bölüm “PASAPORT KONTROL ÖNCESİ EVRAK İNCELEME BÖLÜMÜ” olarak değiştirilse bence beklenti azaltılmış olur. Niye mi? Pasaportu verenlerin bir kısmı pasaport kontrol bölgesinin arkasına çağrılıyor orda dedektif edasında bir başka görevli bilgisayar diye düşündüğüm bir cihaza komutlar verip, elindeki büyüteçlerle pasaportun sayfalarını kontrol ediyordu. Pasaportu verenlerin diğerleri ise ( azar işitmemiş azınlık kesim ) pasaport – kimlik sorgu diye başka bir odaya yönlendiriliyor. Anlamadığım bir şekilde başka bir odaya gidip pasaportu kontrol ettirip daha sonra memur bey’e pasaportumu ikinci kez uzattım. Yurtdışı çıkış harcını “pasaporta yapıştırayım mı” diye sorunca bilete rica ediyorum dedim ve biletime özenle yapıştırdı ( istanbulda böyle bir şey hiç sorulmamıştı, şaşırdım, gücendim, heyecanlandım, garipsedim.. bu kadar gevezelik yeter, evet sadece şaşırdım )

Yurtdışı çıkış harcı demişken; bir görevliye sordum oda yanındakine sordu “yurt dışı harç pulu gerekli mi diye” saolun dedim ve sonra farkettim ki arkada bakkal büfesi gibi bir yer var. Bir başka amca pul koleksiyonunu önüne açmış, defterlere yapıştıracak gibi beni karşıladıktan sonra benim aptalca soruma gayet ironik bir cevap verdi. Madem daha öncede seyahat ettiğiniz gerekli olduğunu bilmeniz lazım, harç parasını biz değil devlet istiyor dedi. Bir an için yaşamdan uzaklaşıp “yanlış anlaşılmalar denizinde” boğulduğumu hissettim ve tekrar yaşama döndüm. Teşekkür ettim ve uzaklaştım.

Havalimanlarında görevlilerin bir kısmı son derece sakin ve seyahat ortamına alışıkken bazıları körkütük kıskanç, ezik ve herkese “hadi ya bu bile seyahat ediyor bir biz gidemedik modunda” sanki masrafları kendi karşılıyor!

Bora Jet’i ikinci kez deneyimliyorum ve Bora Jet’i iki cümleyle tanımlayın derseniz; İkili koltuklar ( 2+2  toplam da bir sırada 4 koltuk ) ve Frank Sinatra’nın yorumundan  bir eser  (Frank Sinatra için ölümsüz diyemiyorum ) Fly Me To The Moon şarkısını kullanmaları derim.

Sabah uçuşu olduğu için uçağın neredeyse %40’i boş ve yanımdaki koltuk, önümdeki koltuk, solumdaki koltuk, arkamdaki koltuk hepsi boş. Bilgisayarım önümde bu güzelim dakikalarda sizler okuyasınız diye bu satırları yazıyorum.

Mütevazi bir kahvaltı tabağı, azıcık sert bir kahve ve çok konuşan hosteslerle birlikte uçuşumun son dakikalarını yaşadığımızı hissediyorum. İkinci kahvemi sağ olsunlar getirdiler, ikinci serviste 1 kahve daha içtim. İlk serviste içtiğim sodayı ikinci serviste içemememin burukluğunu yaşasam da servisi beğenmedim değil. Merak edenler olabilir, yazayım, hostes arkadaşımız “su ve sıcak servis dışında servisimiz yok dedi. 1 bardak sodayı bana çok gördü demek ki talimat böyle ama nezaket’i insanlara öğretemezsiniz. Peki dedim, soda yerine su aldım. Belki de ha su ha soda demiştir kendi kendine. Bende biri gazlı biri gazsız diyorum. Bu satırları yazarken tam olarak Yusuf Atılgan’ın Aylak adamı gibi hissettim kendimi ne var ki onun gibi para getiren mirasım yok benim. İstesem de aylak olamam.

Hala havadayım. Ölmezsem bu satırları interneti bulduğumda sizlere ulaştıracağım.

07 mart 2017 Türkiye saati ile saat 11.48

Kocaman sevgiler

*şu an nerede olduğumuzu bende bilmiyorum. Pilot anons yapıyor; 38.000 fit, 12600 km uzaklıktaymışız, sıcaklık 2 dereceymiş. Pilot ikinci kez 2 defalık rötardan dolayı özür diledi. Güzel bir hareket!! Berlin saati ile 10.30 da inecekmişiz yani 40 dakikalık yolculuğumuz kaldı.

Uzak tarafından yayımlandı

ilkin gezginliğe çıkman gerek ancak sonra yurduna dönebilir o zamanda ötekileri anlayabilirsin. Ludwig Wittgenstein

%d blogcu bunu beğendi: