Candostum #izle

*dikkat bu yazı spoiler içerir

Hayatımın en keyifli filmlerinden birini izleme şansım oldu. 2011 yapımı, Oliver Nakache ve Erc Toledano yönetmenliğindeki Can Dostum.

fragman , dans ve daha fazlası burada.

Karısını kaybeden, felç olan bir adamın (Philippe) trajik hikayesi ve bu trajik hayata renk katmaya çalışan hasta bakıcı, asi çocuk (Driss)

Öncelikle gülmek hatta tebessüm etmek bir insana ancak bu kadar yakışabilir. François Cluzet Zor bi karekteri çok güzel, içten oynamış. Aynı şekilde Omar Sy sanırım ilk kez izlediğim bir oyuncu ancak bayıldım. Özetle bir tarafta parası olan hatta özel uçağı dahi olacak kadar zengin, entellektüel bir adam var ancak felçli ki buna rağmen hayata sımsıkı sarılı. Diğer yandan işssizlik parasıyla geçinen, iş erbabı olmayan, seçmediği bir aile ortamında yaşamaya çalışan, hatta kovulan bir Senagelli. 

Ve ikisinin kesişen muazzam hikayesi

Film boyunca güldüm, tebessüm ettim. Acı ama gerçek ne varsa ironik olarak ele alınmış. İyi izledim

Saray Muhallebicisi #İstanbul

İstanbulda, İstiklal Caddesinde tabelasinda 1935 yilini gorunce ilgi uyandiran muhallebici. Detaylara ulaşabilirsiniz.
Öncelikle sıcak bir ortam hakin. Çalışanlar hem girişte, hem çıkışta hem de bulunduğunuz süre boyunca sizlere sıcak, samimi davranıyorlar. Arkadaşımın tavsiyesiyle deneyimlediğim mekanda arkadaşım muhallebi aldı bende kaymaklı kayadıf aldım. Ucundan tartakladığım muhallebi önceki yediklerimden çok daha lezzetliydi. Ne çok sert ne de çok yumuşaktı, tabir-i caizse kıvamındaydı.

Ismarladığım kadayıf ise şekeri yok denecek kadar az bir kıvamdaydı, kaymakla bütünleşik hoş bir tat bıraktı damaklarımızda. Ben lezzete önem verdiğim kadar servise, hijyene ve mekanada önem veririm. Gönül rahatlığıyla gidilebilinecek bir mekan.

Laf-ı güzaf #kaybetmek

İnsan kaybettiği şeyin değerini, onu kaybedene kadar bilmezmiş, deneyimleyince anladım. Değeri bilinmeyenin değersiz olmasından değil değeri bilinmeyenin değerini bilemeyenin eksikliğinden kaynaklanıyordur olsa olsa. Söz gelimi sağlıklı olduğunu yok sayıp sahip olamadıkları için üzülen birisinin bir jiletin üstündeki plastiği keserken başparmağını kesmesi kişinin hayat standardını en az 3-4 gün etkiler. Mesala rahatça kurulanamaz, el sıkışamaz, elini yıkayamaz, poposunu kurulayamaz, yüzünü bile 9 parmağıyla yıkamak zorunda kalır. Elimize batan küçücük bir kıymık parçasını çıkarmak için bile bir iğne vasıtasıyla kaç dakika açık ameliyatla uğraşır insan!

“Pabuçlarım yok diye ağlıyordum, ayakları olmayan çocuğu görene kadar” azize teresa

AylakAdam #YusufAtılgan

*Hep asık yüzlü oluruz ya da sırıtkan.

*Kılığı düzgün bir adamın sokakta simit yemesi yasaktır. Bütün yasaklar gibi bunun da bir kaçamak yolu yok mu? Simidi kır, cebine sok. Tek elinle bir lokma koparıp, kimseye sezdirmeden ağzına at. Ama, ben dişlerim sağlamken ısıracağım

*Ayak bastığımız her yer dünyanın merkezi oluyor. Her şey bizim çevremizde dönüyor… 

*Aklı fikri önündeki adamın kulağının ardındaki kirdeydi. Bu kirin biçimi onu müthiş ilgilendiriyordu.Sonunda Matisse’in bir desenine benzetti. İçi rahatladı.

*Herkes onun gibi değil miydi? En az umutlanmaları gerektiği zamanlar en çok umarlardı.

*Kitapçının köşesinden tenha caddeye dönerken içinde bir boşluk vardı. Saatine baktı: Ona geliyordu. “Nereye gideceğim? Keşke polis kuşkulanıp karakola götürseydi beni. Değişik bir gece olurdu. Belki onu da bulup getirirlerdi. 

*Askerden döneli, üç yıldır sürüyordu. Yoksa dünyada olmayanı mı arıyordu?

*Sıkıştıkça içkinin kurtarıcılığına dek düştüğü için hep kendinden utanırdı.

*Güçlüğü umutsuzca zorlamak bile güzeldi
*Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. 

* Günlerin adı, sürelerince yaşanılan olayların değerine göre değişebilir. Bugün, şimdilik“paltosunu ilk çıkardığı gün”dü.

*Bu gece insanların hindi yemesi gerekir. Bulamayanlar üzülür. Yılbaşı hindisi… Ooooo! Eğlenmek de zorunludur bu gece. Sinemalar, tiyatrolar, barlar doludur.
*Dışarda sıra beklemeden koltuğuna oturabileceği bir berber dükkânı aradı. Tepebaşı’nda bir yere girdi. Berber boynuna pamuk sıkıştırıyordu. Bitirince sordu:
— Nerede tıraş olursunuz beyim? Tümü de bu dümeni kullanırdı. Hiçbiri ondan öncekini beğenmezdi. Bir kere salt konuşmaktan kurtulmak için İngilizce bir şeyler geveleyince, herif yarı Türkçe yarı el işareti acayip bir şaklabanlığa başlamış,
sonunda fazladan iki buçuk lirasını almıştı. Pantolon cebinden bir lira çıkarıp masanın ucuna koydu.— Tıraş bitinceye kadar konuşmazsan bu teklik senin olur; konuşursan geri alırım, dedi. Öteki koltuktaki adamın gülerken dudağı kesildi. Berberin neşesi kaçtı ama o rahattı.
* İnsanlara bütün çıkış kapıları kapalıydı.
*Görüyorsun bencilim. Sana unutmak istediklerini hatırlacağımı bile bile daha da yazacağım.
*O sabah kahveci çayını ona sormadan getirdi. Demek müşteri olmak için altı gün
yetiyordu. Yemek yediği lokantalarda garson, “— Ali beyin çorbası!” “— Ver Ahmet beyin bayıldısını.” diye bağırdıkça şaşardı. İnsanları hep aynı yereçeken neydi?
Kahveciye kızdı. Onda müşteri olacak surat var mıydı? Bir daha buraya gelmeyecekti.
*Sabahları geç kalkmaya alışmış bir insan, bir gece yatarken, “Yarın erken kalkmam gerek” diye düşünüp ertesi sabah istediği vakitte uyanınca nasıl şaşarsa o da saatine bakınca öyle şaştı.

*Bence insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz, o bilmeden başkaları veriyor. Ama yapışıp kalıyor ona. Onsuz olamıyor.
*Bir ara dizimi büküp topuğumu ellemişim. O zaman bana koşmuş. Görüyor musun, insanların geleceği nasıl ufacık, bilmeden yapılmış bir hareketle değişiyor?Kimsesiz kalsın istiyordu. “Benim ona tutunabilmem için onun benden başka bir dayanağı olmamalı.”
*insan geçmiş bir olayı kafasından kazıyıp attığını sanıyor. Değil. Tortuya benzer bir kalıntı var.
*Yalnız birbirlerine sarılıp gözlerini yumduklarında, çözümlenemeyecek bir sorunları kalmıyordu
*Lokantalarda, oturduğu masaya başka gelenler olursa, çevresine büyük şehir yalnızlarının bildiği görünmez perdeler çekerdi.
*Sen görmediğin zaman başkaları da seni görmez kadınlar da böyleydi. Dünyada gereğinden çok kadın vardı ama, yalnız bir teki yoktu
*Bir lokantaya girdi. Suratı asıktı. Yemeğini sık sık burada yediği için “müşteri” sanacaklarından çekiniyordu.

*İnsanlarda anlayamadığı bir şey de gazete okumalarıydı.

*Hep böyleydi. Bir şey en gerektiği anda olmazdı.

*Hepimiz korkağız. Korktuğumuz için severiz; korktuğumuz için yaşarız; korku yüzünden öldürürüz. En kötüsü kısa sıkıntılardan korkarız. Belki bütün sıkıntılarının sebebi bu. Belki paranın kendisi değil de sayısı önemlidir. İnsanların yaşamasında önemli olan, ayrıntılar değil mi? Ayrıntısız yaşayan yalnız bitkiler. Azotlu, sulu, klorofilli, güneş ışıklı bir yaşama. Biraz da hayvanlar. At, aşacağı kısrak topalmış, kemikliymiş aldırmaz. Gene de yem yediği ahırın,çifte koşulduğu tarlanın yolunu ayırır. Köpekler, görmeğe alışmadıkları bir çeşit giysi giymiş insana havlarlar. Ya insanlar? Onların yaşamasında her şey ayrıntı. Önemli olan yemek değil, yenecek yemeğin çeşididir; giysi değil, giysinin çeşidi; ayakkabının çeşidi. Günlerin adı bile… Belli günlerde belli yaşamaları vardır. Pazar günleri pazarlık yaşamalarını kuşanırlar, çarşambaları çarşambalık! Hep ayrıntılar! Paranın sayısı gibi.

*Ne yapsam turist olmaktan kurtulamıyorum. Anlıyorsun ya, turist! Bir yakışmama, iğretilik duygusu…”
*Belki de insanlar kendi kendilerini düşünmek, hayaller kurmak için yeteri kadar yalnız kalamadıklarından anlayışsız oluyorlardı.Hem neden insanları bu kadar ciddiye
alıyorsun? Başkalarının saçmalarına için için gülmeyi ne zaman öğreneceksin sen?
*Biz, hoşgörüsü olmadığını bile bile, başkalarında kendininkinden ayrıyı bağışlamağa çalışana hoşgörülü diyoruz.İnsan, günlerin biteviye geçişinden yakınmadıkça
mutlu sayılırdı.
*İçtikçe çenesi açılır, acayip şeyler anlatırdı. İnsanları yalan söyledikleri zaman
dinlemeyi severim. Olmak istedikleri, olamadıkları “kişi”yi anlatırlar,

-Bütün çağların trajedisi bu, Ku-ya-ra; ‘Kumda yatma rahatlığı.’ A-da-ko: ‘Ağaç dalı
kompleksi.’ Şimdi kumda yattığım için kuyara diyo rum. Daha da genişletilebilir. Kuyara, alışılmış tatların sürüp girmesin deki rahatlıktır. Düşünmeden uyuyuvermek. Biteviye geçen günlerin kolaylığı. Ya adako? Ağaç dalındaki, gövdeden ayrılma eğilimini fark et tin mi bilmem? Hep öteye öteye uzar.Gövdenin toprağa kök salmış ra hatlığından bir kaçıştır bu. Özgürlüğe susamışlıktır. Buna ben ‘ağaç dalı kompleksi’ diyorum. Genç hastalığıdır. Çoğunlukla Kuyara dişidir. Adako erkek. Pek seyrek cins değiştirdikleri de olur. Ağaç dalı kompleksi ne tutulmuş kişi tedirgindir. İnsanların ağaç dallarını budayıp gövdeye yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu Adako ‘yu da budarlar.Onu gövdeden ayırmamak için ellerinden geleni yaparlar. Kimi insana ne yapılsa yararı olmaz. Asi daldır o. Ayrılır. Balta işlemez ona
*Beş gündür onun beni bırakıp gitmesini beklemekle eskiden bana gelmesini beklemenin üzgünlükleri arasında hiçbir ayrılık yok. Uzadıkça dayanılmaz oluyor.Bir şey var, ama eksile eksile var.
*Artık dünyada ne sihirbaz vardı, ne de sihirli değneği kestikleri ağaç. En iyisi açıkça konuşmaktı.
*(Sus, bağırma! Sonra böyle olduğuna inanırız. İnsanlar haksızken daha çok bağırırlar.)

*Belki daha iyisine ulaşmak elimizde değil. Bilmiyorum. Hoşça kal”
*Bir çeşit umutsuzluktan kurtulmak için içiyorum. Belki kendi kendimden. İki çeşit içen vardır. Biri, benim gibi, kurtu luşu içkiden beklemenin utancıyla içer. Bir de şu çevrendekilere bak. Bunlar neden içiyorlar? Toplum içinde yaşamanın bas kısını, yükünühafifletmek için. Çekinmeden bağırmak, yüksek sesle gülmek için.
*Tutamak sorunu. İnsanın bir tutamağı olmalı. Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi.Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez.
*Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimizi, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın

*Olanla yetinerek,aramadan, düşünmeden yaşanılsın diye yaratılmış bir dünyada yalnızdi
*Yumruklarını sıktı. Artık bu kadarı da fazlaydı. Yoksa yalnız onunla uğraşmaktan, başını ağrıtmaktan hoşlanın alaycı, korkunç, gizli bir varlığın oyuncağı mıydı?

*Kesin olarak bilemediği bir şeylere kızıyordu.