Göreme #Nevşehir

Avanos ve Ürgüp ziyaretlerimden sonra sıra Göreme’yi gezmeye geldi. Göreme oldukça geniş bir arazinin üzerine konumlanmış hayran olunası doğa harikalarından oluşan harika bir destinasyon. Ulaşımda sınıfta kalmış olmasından dolayı yaklaşık 1 saatlik beklemeden sonra nihayet varabildim.

Şehir merkezi içiçe geçmiş yeme içme ünitelerinden oluşuyordu, yer yer oteller ve Nevşehir’e giden araç yoğunluğu vardı.

Sözü fazla uzatmayıp sizleri fotoğraflarla başbaşa bırakmak istiyorum.

Tekrar tekrar gidilesi bir yer..

Göreme’de hava hafiften soğumaya başlarken, gün ise yerini karanlığa usul usul bırakırken karşıma bir kilise tabelası çıktı. ( El Nazar Kilisesi )

*taşıt giremez tabelası olması güzel ancak keşke kliseye uzaklık mesafesi de yazılsaydı, herkes o kadar yürümeyebilir (yaklaşık 1 km)

İlgimi asıl çeken kiliseden ziyade taşıt giremez işareti, sararmış yapraklar, kıvrılan yol, giderek artan sessizlik… Kimsesizlik hissinin doruğunda ve hiç şüphesiz katıksız yalnızlığımla beraber adım adım ilerledim.

İnsan hiç bilmediği bir yolda yürürken eş zamanlı bir çok duyguyu yaşayabilir. Mesala çatırdayan yaprakların çıkardıkları ses sessizliği bölerken insan ürperebilir. Yeni bir yol yürümenin verdiği coşku insanı heyecanlandırabilir pekala. Her koşulda yürümek insana iyi gelir çünkü yürümek insana birşeyleri başarma hissi verir.

Oruç Aruoba’dan alıntı yapmanın tam zamanı

Yol karşıma yeni bir yol ayrımı çıkardı..

 

Ürgüp-Peri Bacaları #Nevşehir

Avanos’da yaklaşık 1 saat minibüs bekledikten sonra nihayet Ürgüp aracına bindim ve her bir karesi güzel görünen coğrafyayı doyasıya izleyerek Ürgüp merkezde indim. Ürgüp merkezi ilk ziyaretimin acemiliğinden olacak detaylı gezemedim. Ancak sokaklarda dolaşıp, Temenni Tepesini gezdim tabiki. Ürgüp’e tepeden bakıp bir Türk Kahvesi içtim. Tepeye çıkana kadar hediyelik eşya satan dükkanlara, mini kafelere, restaurantlara ve nihayet tepede mini bir kafeye daha rastlamanız mümkün.

İlçeye tepeden baktığınızda dağınık bir manzara ile karşılaşıyorsunuz ve ilk ziyaretin verdiği acemilikle istikametimi ilçeye yaklaşık 10 dakikalık mesafedeki Peri Bacalarına verdim. Araçlarıyla seyahat eden yerli turistlerin hemen hemen hepsi peri bacalarınının önünde durup kutsal bir simgeymişcesine yapılar önünde ( ben dahil ) fotoğraf çekiyorlardı. Devasal büyüklükteki bu yapılar insanda sonsuzluk hissi uyandırıyor, o büyüklükteki yapıların dimdik ayakta durması hem ürkütücü hemde farklı anlaması güç.

Bir kaç hediyelik eşya dükkanı ve mini kafelerin sıralandığı küçük bir sokak görmek mümkün. Maalesef yine en az 1 saat Göreme için minibüs bekledim. Bu konuda yerel yönetimin daha özverili olmasında fayda var. Özel aracı yok herkesin ve olmak zorunda da değil. Aracı olmayanlar, araç almaya gücü yetmiyenler, araç kullanamayanlar, bireysel seyahat eden yerli ya da yabancı turistleri düşünmek gerektiğine inanıyorum

Rogue One

rogueone1
Rogue One: A Star Wars Story

2016 Yılı büyük hayal kırıklıklarıyla geçti. Yılın en çok beklenen filmleri nedense hep arzu ettiğimizin bir seviye altında kaldı. Yıl sonu maratonunun son düzlüğüne girilirken Disney (Lucas Arts) inanılmaz bir çıkışla zirveyi ele geçiriyor. Zirvenin sahibi Rogue One!

Rogue One gösterime girdiğinden bu yana hakkında bir sürü şey yazıldı çizildi. Kendisi hakkında hiç spoyler yemeden filmi izlemeye odaklanmış olduğum için sadece spoyler içermeyen inceleme yazıları ve videolarını takip ettim. Eleştiri ve videolardaki olumlu görüşler, ilk başta eğlencelik bir “spin off” olarak fazla bir beklentiye girmeden izlemeyi düşündüğüm bu film hakkındaki heyecanımı bir hayli arttırdı.

Bu kez kayan yazılar görmediğimiz bir açılış ekranı sonrasında başarılı oyuncu Mads Mikkelsen ekranlara arz-ı endam etmesiyle film başlamış oldu. Her ne kadar film ilk yarısı itibariyle tempo açısından sekteye uğrasa da, Güç Uyanıyor filminin aksine ilginç mekanları ve karakterleri ile Yıldız Savaşları evreni hakkında arayıp da bulamadığımız farklı tarları bize hissettirmeyi başardı.

Filmin olumlu yönleri bir hayli fazla. Bu yüzden bir yerden başlamamız gerekiyor. Önce oyuncular ve kurgusal karakterlerden başlayalım.

Filmin başrollerini Felicity Jones (Jyn Erso) ve Diego Luna (Kaptan Cassian Andor) paylaşıyor. Bu ikisi tahmin edeceğiniz gibi bizim direnişçilerimiz. Bu konuda motivasyonları ve ahlak anlayışları birbirlerinden tamamıyla farklı. Aralarında filmin ilk yarısı itibariyle dostluktan ziyade zorunlu bir ittifak durumu söz konusu.

Bu filmde Felicity Jones oldukça iyi bir iş çıkarmış. Jyn Erso empati kurabildiğimiz bir karakter. Diego Luna’nın işi biraz daha zor. Ben açıkçası bu karaktere tam olarak ısınamadım. Yine de filmin sonlarına doğru yaptığı hareketlerle sempatimi kazanmayı başardı.

Bu filmin en güzel yanlarından biri de takım çalışmasına diğerlerinden daha fazla odaklanması. Film vadettiği yıldız savaşlarını bize her anlamda sunuyor. Baskınlar, pusular, kitlesel imhalar, umutsuz görevler her şey. Star Wars spin offları tahminimizden daha güzel olabilir. Mesela bu evrende geçen bir casusluk öyküsü ele alınabilir.

Filmde açık ara en beğendiğim iki karakter vardı. Birisi Ipman filminden hatırladığımız Donnie Yen (Chirrut Imve) diğeri de tamamı bilgisayarla yapılmış bir karakter olan K-2SO (Seslendiren Alan Tudyk). Bu ikisinin çok daha fazla süre almasını isterdim.

Donnie Yen’in karakteri filmde Jedi kavramına en yakın olanıydı. Güçe olan imanını günde 1000 defa tespih çekerek “güç benim içimde, ben gücün içindeyim” şekline yaşayan hafif çatlak yarı bilge keşişimiz.

Bir diğeri de K-2SO, kısaca “Key”. Onu da şöyle tarif edebilirim: C-3PO kadar geveze olup, R2-D2 kadar işe yarayan bir robot düşünün. Harika değil mi? Bence de öyle.

Filmdeki tüm karakterlerden ve oyunculuklardan bahsetmeyeceğim. Son olarak İmparatorluk cephesine değinip bu bahsi kapatmayı düşünüyorum. Hırslı İmparatorluk subayı Başkan Krennic rolünde Ben Mendelsohn müthiş bir iş çıkarmış. Bana Jeremy Irons’ın gençlik yıllarını hatırlattı.

Vali Tarkin benim çok sevdiğim kötü karakterlerdendir. Bu filmde onu görmek de çok hoşuma gitti. Ne var ki CGI teknolojisi henüz o kadar ilerlememiş. Hatta bu işi L.A Noir gibi oyunlarda daha iyi yapıyorlar diyebilirim. Böyle durumlarda tabiri caizse bizim gazımızı almak için bir sahne gösterip geçebilirlerdi. Ama ekranda bu kadar çok gözüktüğü için maalesef kusurları da gözümüze çarpıyor.

Gazımızı almak demişken. Darth Vader’ın sahneleri sırf bu amaç için filme eklenmiş gibiydi. Şikayetçi miyim? Hayır. Gazımızı aldı mı? Evet.

Filmin kurgusu, senaryosu, sinematografisi ve görsel efektleri şahaneydi. Aksiyon sahneleri ise nefes kesiciydi. Gareth Edwards bu konuda Abrasm’tan daha iyi iş çıkarmış.

Aynı şeyleri müzikleri için söyleyemeyeceğim. Filmin müzikleri  Star Wars serisinin atmosferine son derece uyumsuzdu. Kabul ediyorum herkes John Williams gibi deha olamaz, ama ne bileyim bir Hans Zimmer bir Alan Silverstri de bu filme oldukça başarılı bir katkı sağlayabilirlerdi. Bunun yerine Lost’un ve Star Trek’in müziklerini yapan  Michael Giacchino’yu hem de filmin gösterime girmesine oldukça kısa bir süre kala görevlendirmişler.

Yazımın başında zaten sonucu söyledim. Benim nazarımda 2016 yılında zirvenin sahibi Rogue One. Star Wars fanıysanız zaten izlemişsinizdir. Şayet Star Wars evrenine aşina değilseniz korkarım filmi izlerken benim kadar keyif alamayacaksınız.

Efendim? Yoksa hiç Star Wars filmi izlemediniz mi? Olabilir herkes sevmek zorunda değil. Sizi de anlıyorum, özellikle bu zamanlarda oldukça fazla bir bombardımana tabi kalıyorsunuz. Bim, A101, Şok Marketlerinde bile Star Wars ürünleri satılıyor Allah aşkına!

Ama popüler olan her şeye karşı olan, sırf bu yüzden beğenisi tepkisellikten ileri gidemeyen insanlardansanız, size bir hayat tavsiyesi vereceğim: Hiçbir kararınızı tepkisel olarak vermeyin!

Avanos #Nevşehir

Bazen alıp başına gitmek istersen çok uzaklara en azından bulunduğun yerden yüzlerce kilometre uzağa gitmek kısmende olsa huzur verir insana. Doğum günümde kendime bir hediye vermek istedim. Hep gitmek istediğim ama gidemeğim bir yere gitmek ve yapayalnızda olsa yeni yaşıma yepyeni bir destinasyonda girmek!

Evet 14 saatlik bir sürede Avanos, Göreme, Ürgüp ve Nevşehir şehir merkezini kısmende olsa deneyimleme şansım oldu.

Avanos gayet huzurlu, sakin, ortasından Kızılırmak’ın geçtiği, daracık sokakların olduğu, çömlekciliğin geliştiği güzel bir tarihi bölge.

Öncelikle böyle bir gezi için ya özel aracınız olsun ya da bir araç kiralayın. Ancak benim gibi araç sürmeye çok hevesli değilseniz mecburen toplu taşıma kullanacaksınız. Bir çok seyahatimde olduğu gibi Kamil Koç Turizmi tercih ettim. Kısa mesafeli yolculukları düşündüğünüzde havayoluna göre daha konforlu, ekonomik ve eğlenceli diyebilirim.

Bu şirin ilçenin toplamda 4 köprüsü varmış ama ben 2 tanesini gördüm, kullandım. Bir tanesi 2.Abdülhamit döneminde yaptırılan Taş Köprü. Köprülerin güzelliği farklılıkları, uzaklıkları birleştirmesi yoksa mesafeler neye yarar ki! Köprüden ziyade Kızılırmak köprüsünün hemen altındaki park, nehirdeki ördekler, kurumuş yaprakların çıkardığı sesler, ölesiye sessizlik güzeldi.

 

Avanos hatırasının önünde fotoğraf çektikten sonra adım adım keşfetmeye devam ettim.Tüm ülkeye yansımış tabela kirliliğini gözlemleyerek daracık sokaklarda kayboldum, çanak çömlek atölyelerinin önünden geçip sessizliğin tadını çıkardım.

Asma köprünün hemen yanında sigara izmaritlerinin yere atılmasını önlemek için futbolcuların isimlerinin yazıldığı kutu oldukça başarılı bir uygulama. Yıllar önce bir sitede görmüştüm belki de aynı uygulamayı görmüşümdür.

Yöresel bir şarap evini de görme şansım oldu. Kısaca göz attıktan sonra bir dahaki sefer daha detaylı incelerim diyerek ayrıldım

Ayrıca otobüs duraklarında mini kitaplıkların olması güzeldi. Twitter üzerinden tebriklerimi ilettim.

En kısa sürede yeniden gelmeli bu güzel ilçeye. Köprüde yeniden sallanmalı, tepeye tırmanan yollarda nefessiz kalmalı, serin serin üşümeli ve zamana inat mutlu olmalı.

Hayat gezince güzel

AdanaBeyzadeKebap

trip advisor yorumum

Açıkcası beklentimin üzerinde bir servis ve lezzetle karşılaştım. Ana yemek öncesi gelen mezeler: soğan salatası, haydari, kaşarlı mantar, yeşil salata, pişmiş arpacık soğan, sıcak pide..
Kıyma kebapı sipariş ettik. Gelen kebap gram olarak doygundu ve sıcacık pidelerin üzerinde güleryüzle servis edildi. Ailecek gidilecek ve paranızın karşılığını alabileceğiniz bir mekan.

Merac’elBahreyn #Konya

*ağustos, 2016

Şüphesiz Mevlana ve Şems-i Tebrizi insanoğlunun merak ettiği en gizemli dostluklardan birisi, en azından benim için öyle.wikipedia detayı

Bu dostluğa dair merakım Elif Şafak a ait Aşk kitabında iyice arttı.

Konya şehrine yaptığım 2 günlük iş gezim esnasında çok kısıtlı sürede hem Konya müzesini hem de Merac’el Bahreyn denilen Şems ile Mevlanın karşılaştığı mekanı görme şansı buldum.

Konya ile ilgili notlarım; şehir oldukça geniş bir alan üzerine kurulmuş, modern bir yapılaşmaya sahip, samimi bir popülasyondan oluşan güzel bir şehir.

 

Fantastik Canavarlar ve Onları Nasıl Bulursunuz

fantasticbeasts

Fantastik Canavarlar ve Onları Nasıl Bulursunuz, Harry Potter evreninde, 1920’lerin Amerikasında geçen yeni bir serinin ilk filmi.

Bu filmi gecenin sabahı beklemesi gibi bekledim. Filmin sonundan da memnun ayrıldım. Ama o ilk yarı neydi öyle Allah aşkına?

Mizah yönünü Mr. Bean’in sakarlıklarından alan bir anlayış. Filmdeki bir çok  olayın gerçekleşmesinin sebebi şu: Çünkü o bavulun kilidi bozuk! Bavul bozuk olduğu için yaratıklar kaçıyor ve o lanet olasıca yaramaz, para çalan yaratığı yakalayamıyor bizim kahramanımız. Hatta tanık bırakarak kendini/büyücülüğünü açığa çıkartıyor. Hem de hiç olmaması gereken bir zamanda.

Filmin ilk yarısında kahramanların amaçları, motivasyonlarını anlıyamıyorsunuz.
Filmin adı “Fantastik Canavarlar ve onları nasıl elinizden kaçırırsınız” olmalı. Yok Harry Potter’a gönderme yapıyormuş, yok Hogwarts’tan bahsediyormuş. Geçiniz efendim, geçiniz. Filmler kendilerini böyle şeylere dayandırmamalı.

Ama ikincinci yarıda nihayet film sarmaya başlıyor. Çünkü -evet- bu evren birçok olasılığı da beraberinde getiriren Harry Potter evreni! Baskı altına alınan büyücülerin sonunun da nasıl olduğunu öğreniyoruz. Dark Side!

Oyuncular, karakterler sempatik. Colin Farrel çok iyi iş çıkarmış. Görsel efektler, müzikler, atmosfer de muazzam.

Sonuç olarak beklentimin karşılığını vermeyen “aslında” güzel bir film. Sorun benim beklentimde mi, yoksa filmde mi bilemedim.

İyi seyirler.

Doctor Strange (2016)

* Editör tarafından kaleme alınmıştır.

Robert Downey Jr. dışında Marvel’a yeni bir kibirli, yetenekli, küstah jön; yeni bir Scherlock gerekiyordu ve buldular.

Imitation Game, Star Trek Into Darkness, Scerlock ve daha bir çok yapımda yıldızı parlayan Benedict Cumberbatch’in başrolünde olduğu senenin en iyi görsel şöleni olan Dr. Strange oldukça ilgi çekici ve sıcak bir film. Filmi Marvel’ın en sıkıcı olmayan origin hikayesi, Harry Potter’ın olgun versiyonu olarak tanımlayabiliriz.

Film alışılagelmiş Marvel yapımlarına nazaran daha karanlık bir tonda başlıyor. İlk okarak çaresizlik hissini izleyiciye tattırıp, ardından açılan yeni kapılarla umudu taze tutuyorlar. Dr. Strange origininde biraz daha soğuk, sıkıcı bir tipken, tıpkı Demir Adam – Iron Man’de olduğu gibi kibirli ve ukala ama bir o kadar da cool/ sempatik bir tiplemeyle karşımıza çıkıyor.

Benedict Cumberbatch’e bu tipleme çok yakışmış. Tabi ki altından kalkıyor. Doğrusu fazlasıyla karizmatik bir anti-heromuz var. Ama ilerde Marvel’in amiral gemisi rolünü üstlenebilir mi, gereceğiz.
Filmin görselleri muhteşem. Farklı boyutların tasvirleri şapka çıkartıyor. Ama film kendini yalnızca görselliğe dayamıyor.

İşin içine büyü gibi anlaşılması zor bir olgu girince, hem olayları açıklamak, hem de dövüş sahnelerini kurgulamak oldukça güçleşir. Yönetmen ve senaristler bu işin altından kalkmayı başarabilmişler.

Tilda Swinton kahramanımıza yeni ufuklar açan “mentor” rolünde. Spoiler olmayacak aslında, filmlerde mentorların başına ne gelir biliyorsunuz. 

Kötü adamımız ise kötülük gömleği üzerine çok yakışan aktörümüz Mads Mikkelsen. Yeterince kötü olmuş mu? Tabi ki hayır. Tanrı aşkına bu bir Marvel filmi. Asıl kötümüz ise bir çizgi film karakteri. Evet şaka yapmıyorum. İzleyenler bilir / izleyince bileceksiniz / izleyince / izleyin.

Bu kadar.

Adana

*aralık, 2016

İnsanın Adanalı olup Adana hakkında hiç yazı yazmaması ilginç farkındayım ama insan burnunun dibindekileri görememesi ne kadar normalse bence benim durumumda normal!

Koca Adanayı mütevazi bir yazı ile anlatamam ama şimdilik başlangıç yapmakta fayda görüyorum.

Adanaya hiç gelmemiş olanlar için söylebileceklerim;

-Sıcak bir şehir, yaz aylarında 45 dereceleri görebilirsiniz

-Ucuz bir şehir, metropolitanlarda bir akşam yemeği için ödediğiniz paraya çok rahat 1 haftalık sebze meyve ihtiyaçlarınızla buzdolabınızı doldurabilirsiniz

-Piknik yapabilirsiniz hem de bol bol. Piknik alanları çok fazla

-İnsanlar sıcaktır, dilleri kaba olabilir ama yürekleri çok kibardır çünkü Adanalılar dürüsttür

-Orta Doğunun ve Balkanların en büyük camisi Adana Sabancı Merkez Camisi bu şehirdedir

-Denize yakındır. Ortalama 50 dk ve 75 dk uzaklıklarla denize ulaşabilirsiniz. Yumurtalık ve Karataş ilçelerinde dilediğinizce yüzebilirsiniz

-Bici bici yersiniz. Sulu bir sütlü tatlı diyebilirim

-Kebap, içli köfte, şırdan, kebap yiyebilirsiniz. Vedat Milor öyle diyor

-Metrosu var. Tam bir underground değil ama hafif raylı sistem kadarda yavaş değil

-Toplu ulaşım ağı için apırlıklı olarak dolmuş denen kibrit kutusu büyüklüğünde araçlar vardır, hiç haz etmem ama gerçek bu

-Turizm otel açısından gelişmiştir. Hilton, Sheraton, Ibis, Divan, Anemon gibi lüx otel zincirlerinden oteller bulabilirsiniz

-Dünyanın kullanılan en eski köprüsü bu şehirdedir. Bakınız Taşköprü

-İlk başlarda klise daha sonra müze olarak kullanılmaya başlanan Adana Etnografya Müzesi bu şehirdedir

Adana Hacı Sabancı Kültür Merkezi bu şehirdedir. Yazıyı yazdığım bu günde sahnelenen oyun afişini ayrıca ekliyorum

Adana ile ilgili notlarıma devam edeceğim..

IbisLondonEarlsCourt

Çok sık olmamakla birlikte , seyahatlerimde konakladığım otellerle ilgili yazı yazmakta fayda görüyorum. Öyle ki Trip Advisordaki yorumumu yaklaşık 500 kişinin incelediğini düşünürsek insanların yorumlara ne kadar çok önem verdiği ortada.

Yorumum aşağıdaki gibi. Metroya yakın, ucuz ama sıfır beklenti içerisinde olarak bu oteli tavsiye ediyorum. Manzarası güzel odalar, kahvaltı çok zengin olmasada güzel bir kahvaltı sizleri bekliyor.