KırmızıSaçlıKadın #OrhanPamuk

“2016 yılında okurlarıyla bir araya gelen Orhan Pamuk, niçin yazdığı sorusuna: “Benim yazdığım gibi kitaplar yazılsın da okuyayım diye yazıyorum. Bir türlü mutlu olamadığım için yazıyorum, demek ki mutlu olmak için yazıyorum.” diye cevap vermiştir.” 

Bir ara sanki bütün dünya hatıralardan çıkma derin bir sessizliğe büründü*

Göğe çıkıp yıldızların ışıltısına ulaşmak yerine, şimdi üzerinde uyuduğumuz toprağın içine girmeyi hayal etmemiz doğru muydu?*

Çocuktum; o benim arkadaşım, hatta babam değil, ustamdı. Ondababalık bulan bendim.*

Sanki ikimiz de bir hatırayı arar, hatta sorgular gibi bakmıştık birbirimize.*

Bir arının vızıltısını işiterek bu dünyaya tanıklık etmenin, yaşamanın ne tuhaf bir şey olduğunu aklımdan geçirirdim.*

Ben, beni kimse görmediği zaman en çok kendim oluyorum*

Aklımdaki kelimelerin, aklımdaki hayallere yetişememesi gibi bir şeydi bu. Kelimeler duygularıma yetişemiyor ve yetersiz kalıyorlardı.*

Herkes gibi sıradan ve “normal” bir hayat yaşamak istiyorsam, o zaman ben de Oidi-pus’un tam tersini yapmalı yani hiçbir şey olmamış gibi davranmalıydım.*

Hiçbirşey olmamış gibi yaparsanız ve gerçekten de hiçbir şey olmuyorsa, hiçbir şey olmaz sonunda.*

Herkes gibi sıradan ve “normal” bir hayat yaşamak istiyorsam, o zaman ben de Oidi-pus’un tam tersini yapmalı yani hiçbir şey olmamış gibi davranmalıydım.*

Kuvvetli, kararlı bir babamız olsun, bize neyi yapıp neyi yapamayacağımızı söylesin isteriz. Niye? Neyi yapıp neyi yapamayacağımıza, neyin ahlaklı ve doğru, neyin ise günah ve yanlış olduğuna karar vermek zor olduğu için mi? Yoksa suçlu ve günahkâr olmadığımızı işitmeye her zaman ihtiyaç duyduğumuz için mi? Bir baba ihtiyacı her zaman mı vardır, yoksa, kafamız karıştığı,dünyamız dağıldığı, ruhumuz daraldığı vakit mi isteriz babayı?*

Babasız ve oğulsuz bir hayalet gibi sokaklarda uzun uzun yürüdüm. *

Hiçbir şey yapmadığımız halde suçlanmak ancak rüyalarda yaşayabileceğimiz bir korku çeşididir.* 

Bazan hayatımın anlamını, saflıkla kendime soruyor, kederleniyordum.*

Bir an kırış kırış boyunlu kaplumbağa ile karşılaşmak ve ona bakıp zaman ve hayat hakkında düşüncelere dalmak istedim. “Bak otuz yılda neler oldu!” derdi kaplumbağa. “Senin için bütün bir saçma ömür. Benim içinse farkına bile varmadığım bir zaman parçası.”*

Hayatta rastlantı diye geçiştirdiğim şeylerin aslında bir anlamı olduğunu tiyatroda öğrendim.*

Çünkü eski masal ve efsanelerdeki şeyler en sonunda gelir başınıza. Ne kadar çok okur, efsanelere ne kadar çok inanırsanız, o kadar çok gelir. Zaten dinlediğin hikâye başına geleceği için ona efsane dersin.*