RestoranKorsaar #Tallinn

Bir kaç yıl önceki Tallinn, Estonya ziyaretimden bir restaurant’a dair notlarımı ileteceğim.

Restoran Korsaar adında bir restaurant hakkında olumlu yorumlar alınca gitmek istedim.

Üst tarafı canlı müzikli bir bar alt tarafı ise restaurant olan bir mekan.

Girişte geveze bir doorman kısaca restaurant hakkında bilgi veriyor. Daha sonra

denizaltında dolaşıyormuşsunuz hissine kapılır gibi merdivenlerden aşağı iniyorsunuz.

Yemek isimleri o kadar zordu ki menüyü tekrar tekrar okumak zorunda kalıyorsunuz,

ben anlamadım itiraf edeyim. Ancak biraz salata ve karides yediğimi hatırlıyorum.

Hafif korku filmi tadında dizayn edilmiş bir restauranttı.

Tuvalette dahi korkmanız için çaba gösterilmiş, fotoğraflarda görebilirsiniz.

Aşçıyı bir masanın önünde yemek yaparken bulabilirsiniz.

Siparişi veren misafirlerin önünde yemek

şov, ne diyeyim, bravo!

Yemeklerin pahalı olduğunu unutmadan söyleyeyim

tripadvisor yorumum

The Revenant #izle

Di Caprio’nun niye Oscar alamadığından çok onun benim gözümde iyi bir oyuncu olduğu

ile ilgileniyorum daha çok.

Harika filmlerde oynadı bence ve en çok sevdiğim oyunculardan birisi olduğunu açıklıkla

ifade edeyim. Bir şekilde kabulüm olan oyunculardan birisi.

Son filmi the revenant yani diriliş baştan sona acıklı bir öykü. Detaylara girmeyeceğim.

Ancak filmin sonunda aslında film boyunca size iletilen mesaj tam olarak şu……………….

“nefes aldığın sürece mücadeleye devam edeceksin”

Di Caprio oscar’ı alır mı bilmem ama bu filmde gayet keyifli oynamış.

Bir ayı ile mücadele eden birisinin kısa bir sürede ayaklanması ya da ölmemesini çok

garipsesemde film izlemeye değer.

İyi seyirler

Vilnius

1-Vilnius, Litvanya (1-3 şubat 2013)

24 Ocaktan itibaren yoğun bir fuar yoğunluğu içerisindeydim ve nihayet izlenimlerimi yazıya dökecek zamanı bulabildim. Ocak ayı içerisinde gerçekleşen dünyanın sayılı fuarlarından olan Emitt ile ilgili olarak yazılarımı paylaşmıştım.

Emitt sonrası önce Litvanya’nın başkenti Vilnius da ardından Estonya nın başkenti Tallinn de turizm fuarlarına katılma şansım oldu. Tallinn uçuşları öncesi ve sonrası transfer saatleri arasındaki uzun bekleme süresini fırsat bilerek günübirlikte olsa Letonya’nın başkenti Riga’yı keşfetme şansını elde ettim. Ve havalimanına otobüsle dönecek kadar da Rigalı oldum diyebilirim!

31 Ocakta Antalya’nın sıcacık havasından kanatlandıktan sonra, İstanbul’un hafif soğuk havasını içime çekip Riga’nın karla kaplı topraklarına ayak basarak Baltık yolculuğumun ilk etabı tamamlamış oldum. Riga da karşılaştığım ilk tablo buz tutmuş bir havalimanı, uçaktan inmiş insanların koşuşturması ve havalimanının kısmen sıcak havasına girme çabaları diyebilirim. Tabi memurların asık suratlarını unutmamak lazım!

Riga ya gelmeden önceki ülkenin duty free mağazalarından alınan içeceklere öncelikle el konuldu. Garip bir tekelleşme uygulaması olarak insanlara “sadece benim ülkemden alışveriş yapabilirsin” imajı veriliyor hatta bu imaj dikte ediliyor. Maalesef bazı turizmci dostlarımız içecek şişelerini daha ülkeye giremeden havalimanında bırakmak zorunda kaldılar. Daha sonra pasaport kontrolünde gencecik görevlinin kısa kısa sorularına kısa kısa cevaplar verdikten sonra Vilnius uçağını beklemek üzere birçok uçuşun bağlantı noktası olan Riga havalimanına giriş yaptım. Ücretsiz kablosuz internet bağlantısı sayesinde internette sörf yapma şansım oldu. (ağ adını güvensiz olarak gösterse de havalimanın web sayfasından sunulan ağ’ın güvenli olduğunu kontrol edebilirsiniz)

Uçağın rötar yapmasıyla biraz gecikmeli de olsa Şubat ayının ilk dakikalarında nihayet Vilnius’a ulaştım. Karla kaplı yollar, buz gibi bir hava ve nihayet otele vardım. Uluslararası bir otel grubu olmasına rağmen zayıf bir kahvaltı büfesine sahip otelimden ayrıldıktan sonra karlarla bezenmiş yollardan fuar alanına gittim. Toplamda 3 hall’ den (1 hall tamamen turizm ile ilgiliydi diğerleri yöresel ürünler ve satın alma ürünleri ile ilgiliydiler) oluşan ve sadece birkaç tur operatörü ve acentenin bulunduğu fuarda ilk gün durgun geçti. Sıcak satış diye tabir ettiğimiz anlık satışlar fuar alanında yapılmaktaydı ve satış masalarında hararetli diyaloglar yaşandığına şahit oldum. Tatilciler Emitt’teki gibi genelde katalog toplamak yerine kredi kartlarını yanlarına alarak fuar avantajlarından yararlanıp tatil paketlerini satın almaya gelmişlerdi. Keyifli diyaloglar, ne istediğini bilen tatilciler ve çalıştığım gruba ait otellerimizde kalan memnun misafirler fuardaki atmosferi güzelleştirdiler. Gün ışığının olduğu zamanları fuar alanında geçirdiğimden dolayı Vilnius’u gezme şansım pek olmadı ancak kısa kısa notlar iletmek isterim yine de…

* ülkede euro tercih edilen bir para birimi değil. Eğer Litvanya paranız (litas) yok ise fuar alanında bile aç kalabilirsiniz ki kredi kartımız sayesinde yemek yiyebildik.

* Fuar alanında bir toplantı vardı ve katılmak istedik. Heyhat toplantıya katılmak için önceden rezervasyon yapmamız gerektiğini ve bir miktar para ödememiz gerektiğini öğrendik!

(Emitt te “küçük otellerle ilgili” bir panele katılmıştım ve herhangi bir ücret talep edilmemişti)

* Havalimanında ücretsiz kablosuz internet sunulması güzel bir hizmetti. İstanbul da dahi ücretsiz internet bağlantısı olmadığını düşünürsek keyifli bir hizmet diye düşünüyorum!

* Otobüsler elektrik tellerine bağlı olarak çalışıyor. Yaşım ve yaşadığım destinasyonlar itibariyle alışık olmadığım bir görüntüydü.

* İLGİNÇ!!!! sabah 06.00 sularında havalimanına giderken karşıdan karşıya geçmek isteyen bir yaşlı kadın gördüm. hava daha karanlıktı ve sokakta kimsecikler yoktu! Kar yağıyordu ve o kadın karşıdan karşıya geçmek için yaya ışığının yeşile dönmesini bekliyordu. İlginç bir enstantane idi!!!

*** Tallinn turizm fuarı ve Letonya hakkındaki ek bilgiler bir sonraki yazımın konuları olacak.

Baltık Ülkeleri Turizm Gezileri -2- Riga – Tallinn

Litvanya sonrası yaklaşık 2 hafta sonra Tallinn turizm fuarı için yine Baltık yollarındaydım.

14-17 şubat tarihlerinde bu kez Tallinn turizm fuarına katılma şansım oldu. Yine Antalya-İstanbul ve İstanbul-Riga uçuşları başarıyla gerçekleştirildi. Klasik pasaport kontrolü ve Riga havalimanına giriş.

Ancak Tallinn uçuşu için epey zamanım vardı ve fırsat bu fırsattır deyip soluğu Oldtown denilen Riga şehir merkezinde aldım. Bar ve restoranların iç içe olduğu, insanların genellikle gülümsediği, soğuğa rağmen sokakların canlı olduğu ve mimari açısından gerçekten çok güzel yapıların olduğu bir başkentten bahsediyorum.

Riga’dan kısa kısa..

* İnsanlar İngilizce den çok Rusça konuşuyorlar.

* Euro kullanılabiliyor ve her yerde geçerli ancak Letonya para birimi (lat) euro’dan daha değerli!

* Alışveriş merkezlerindeki tuvaletler tek kişilik ve kapıya madeni lat atmadan içeriye giremiyorsunuz!

* Troyleybus denen sistem çok yaygın ve eş zamanlı olarak farklı yönlere giden 3-4 farklı troyleybus görme şansınız olabiliyor.

* Havalimanı şehre yakın ve ortalama 30 dakika da otobüs ile havalimanına –benim gibi- küçük bütçelerle gidebilirsiniz.

* İnsanlar kar ile yaşamayı bir şekilde öğrenmişler ve sorunsuz olarak yaşamlarına devam ediyorlar.

Riga gezisi sonrası havalimanına döndüm ve devamında Tallinn uçağı için beklemeye başladım. Uyuklayarak geçirilen kısa bir uçuş sonrası Tallinn topraklarına indim. Yine soğuk bir şehir karşıladı beni. Güzel bir otelde güzel bir uyku ve öncekine göre daha zengin bir kahvaltı ve fuar alanına gidiş. Soğuktan buz tutmuş Baltık denizinin hemen karşısında yer alan fuar alanı Vilnius fuarına kıyasla daha hareketli ve renkliydi. Daha fazla sayıda tur operatörü, acenteci, havayolu şirketi ve tatilci vardı. “Sıcak satış” tavan yaptırılarak satış diyalogları hararetli bir şekilde gerçekleştiriliyordu.

Salon sayısı fazla idi ve fuara giriş ücreti 5 euro gibi düşük miktarda tutularak daha fazla katılımcının gelmesi sağlanmıştı. Yine çalıştığım gruba ait otellerimizde kalan memnun misafirler, grubumu tanıyan acentelerle diyaloglar fuarı keyifli hale getiriyordu. Turizme olan farkındalık Baltık fuarlarını canlı birer satış merkezi haline getiriyor! Erken rezervasyon oranlarını birebir etkilediği düşünülürse bu fuarların turizm hedeflerini birebir etkilediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Fuar sonrası karanlıkta olsa Tallinn Oldtown denilen şehir merkezini dolaşma şansım oldu.

”Bir şehri tanımanın en güzel yolu bana göre o şehrin sokaklarında yönünüzü kaybetmek ve kendi başınıza tekrar yönünüzü bulmaktır.”

Havanın çok soğuk olması ve şehir merkezi gibi ışıklarında oldukça eski ve yetersiz olması sebebiyle klasik keşif yöntemimi pek gerçekleştiremedim bu kez!

Tallinn’ den kısa kısa..

* Euro geçerli bir para birimi.

* Restaurantlar ve barlar iç içe. Bazılarında canlı müzikte yapılıyor! İnsanlar tüm soğuğa rağmen gülümsüyorlar. Havanın tüm kasvetine rağmen hayattan tat alabildiklerini gözlemledim.

* İnsanlar bir şekilde dışarıda yemek yeme kültürünü benimsemişler ve şehir merkezinin her yanı irili ufaklı birbirinden farklı temalı restoranlardan oluşuyordu.

* Tuvalet kültürleri kesinlikle farklı! Dışarı açılan kapılar, birkaç kişinin eş zamanlı kullanacağı pisuarlar…

* Havalimanında ücretsiz kablosuz internet bağlantısı sayesinde internete ulaşmanız çok kolay

Havayolları konusunda birkaç konuda dikkat çekmek isterim. Seyahatlerimde kullandığım birçok hava yoluna nazaran Baltic bölgesindeki bir havayolu şirketi biraz daha katı kuralları olan bir şirketti. Biletin türüne göre bagajınızı ücretli taşıyorlar, online check in yapmazsanız extra ödeme istiyorlar ve güleryüzlerini pek göstermiyorlar… Yaşadığım her sıkıntıdan sonra yaptığım gibi yine eleştiri maili attım ama yine klasik “ilgili departmanlar uyarılacaktır” şeklinde cevap geldi. Olası bir seyahatinizi planlarken ulaşımı da iyi hesaplamak gerekiyor.

Son 10 günümü Avrupa’daki iki ülkeyi gezerek geçirdim. İlginç tespitlerim var! Kısa süre sonra sizlerle olacaklar.100_3847100_3833100_3879

Kısa Kısa Londra ve WTM 2013

20131107_09020820131106_13342720131105_09321920131103_171927Polonya yazısını bir kez daha erteleyerek, Londra’ya dair gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Amatör bir gezginin gözlemleriyle Londra;

Hep gitmek istediğim ama gidemediğim destinasyonlardan biri olması sebebiyle Londra hep ilgili çekmiştir. 3-7 kasım tarihlerinde, WTM fuarı için Londra’daydım ve çok keyifli izlenimler edindim.

Londra da ilk ilgimi çeken çok farklı profildeki insanların şehrin her noktasında olmalarıydı. Siyahiler, Çinliler, İtalyanlar vb. Özellikle siyahinin olmadığı yer hatırlamıyorum. Metro istasyonlarında, kafelerde, taksilerde, süpermarketlerde, alışveriş merkezlerinde, restaurantlarda hep yabancı uyruklu insanlar vardı.

Ulaşım, yemek, alışveriş, su bile çok pahalı. 1 küçük su için 1,5 pound ya da ortalama bir akşam yemeği için 25-30 pound ödeyebilirsiniz! Alışveriş için ise biraz dolaşmanızda fayda var.

Ulaşım inanılmaz derecede keyifli ve kolay. Türkiye’deki ulaşımla kıyaslanamayacak kadar geniş ve rahat demiryolu ağı var. Gidişte zaman kaybetmemek ve seyahat yorgunluğundan dolayı araç transferini kullandım ancak dönüşte her zamanki gibi demiryolunu kullanarak havalimanına gittim. Taksi ve benzeri ulaşım araçlarına yüksek ücretler ödememek için metro kullanımı ile ilgili araştırma yapmakta fayda var.

Özellikle fuarın son günü öğleden sonra ( 6 kasım) ve 7 kasım öğlene kadar Londra’nın dünyaca ünlü turistik yerlerini görme şansım oldu. Tower Bridge, London Eye, Big Ben ve Buckingham Palace gördüğüm yerlerden bazıları. 

Belirli belirsiz kısa süreli yağmurları, umduğumdan daha yaşlı binaları, sonbahara teslim olmuş sokakları, akşamları deli deli esen rüzgarı, her zaman kalabalık olan Oxford Street’i ile Londra’ya alıştım. İlk fırsatta yeniden gitmeyi çok istiyorum.

WTM 2013

Bu yıl Emitt, Vilnius, Tallinn, ITB fuarlarından sonra Londra turizm fuarına katılarak kendi adıma fuar katılımlarımı tamamlamış bulunuyorum. Tüm bu fuarlar arasında ITB’ den sonraki en organize ve en büyük fuar olarak WTM’ i gördüğümü söylemeliyim. Fuara katılanların benimle aynı fikirde olacağı üzere; WTM’ ye katılım daha sınırlıydı ancak profil açısından daha üst düzey katılımın olduğunu söyleyebilirim. Ek olarak fuar çok kalabalık değildi, gereksiz müzikler, rahatsız edici sesler yoktu. Diğer fuarların aksine WTM’ de fuara giriş ücretsizdi. ITB’ nin aksine salon sayısı sadece 2 idi ancak oldukça geniş kurgulanmış bu iki salonda çok sayıda firma stand kurmuştu. Birkaç prezentasyona katılma şansım oldu. Prezentasyonlara katılım oldukça yüksekti ve özellikle popüler şirketlerin sunumlarında ayakta kalan onlarca kişi vardı.

Türkiye standında olduğu gibi yine birçok ülke standında yoğun görüşmeler, anlaşmalar yapılıyordu.  Genel izlenim olumlu, güzel ve keyifli bir 2014 olacağı yönünde. 

Tüm zamanların en iyi turizm yılını yaşamak dileğiyle.

Vapiano ile İtalyan lezzetleri

3 ana bölmeden oluşan restaurantın bir bölmesinde salata ve çorbalar, diğer bölmesinde sadece pizza ve son bölmede de makarna çeşitlerini görüyorsunuz.

aşçılar karşınızda ve ister oturduğunuz yerde isterseniz tam olarak aşçıları izleyerek bekleme sürenizi geçiriyorsunuz.

elinizdeki kartı istediğiniz bölmede seçiminizi yaptıktan sonra kartı okuyan digital ortamın üstüne koyuyorsunuz ve siparişinizi bu karta yüklüyorlar.

mesala pizza siparişinizi verdiğinizde size telefon büyüklüğünde bir alarm cihazı veriyorlar ve pizzanız hazır olduğunda “sıkı durun” alarm cihazı titremeye başlıyor, ışık yanıp yanıp sönüyor 🙂

çıkışta kartınızı uzatıyorsunuz ve ödemeyi yapıyorsunuz.

2 si aynı restaurant olmak üzere 3 kez uğradığım bu restaurant gayet hesaplı, leziz ve en önemlisi huzurlu bir atmosfer sunuyor.

salatayı yapılırken izlemek gayet keyifli çünkü onlarca farklı malzeme arasından sizin salatanızı yapmak için aşçı gayet fazla bir efor sarfediyor ve sonunda önünüze harika bir karışım sunuyor.

margarita aldım iki kez ve bir kez de sezar salata ile domates çorbası. çorbayı güzelce bir kaseye koydu ve yanında da çok leziz bir kaç dilim ekmek. herşey güzel ve ince düşünülmüş detaylarla dolu.

sürekli başınızda birinin “başka bir arzunuz” sorularına maruz kalmaktan hoşlanmayan “benim gibi” biri iseniz gayet güzel bir restaurant.

bir daha ki sefere mutlaka daha çok fotoğraf çekeceğim ama şimdilik aşağıdaki incecik “kalın hamur diyenler varsa tandır ekmeği üzerine peynir koysunlar fırına sürsünler boşuna pizza yiyoruz demesinler” pizzaya bir göz atın derim

tripadvisor yorumum

Il Patio

blogun ismi ye ic gez sev ama yemek ile ilgili çok az şey yazdığımı farkettim.

belki de çok fazla yemek odaklı olmadığım içindir.

aklıma geldikçe en azından yurtdışında yemek yediğim yerler hakkında notlarımı paylaşacağım.

2013 yılının şubat ayında Il Patio isimli bir İtalyan restaurantında yemek yeme şansı bulmuştum.

Restaurant Riga’nın merkezindeydi ve oldukça şirindi. Masalar alt kattaydı ve bahçeye bakıyorlardı100_3935

İncecik pizza yediğimi hatırlıyorum ve tabi acı zeytinyağı ile tanışmamı yazmaktan kendimi

alıkoyamayacağım. Servis güzeldi, çalışanlar güleryüzlü idi. Uyarmalarına rağmen acıya alışığız,

ne olacak acı zeytinyağından diyerek pizzama bolca acı dökmüştüm ve boğazımın nasıl yandığını

hala hatırlıyor gibiyim. Tek kusur ısrarla euro kabul etmemeleri ve sizi restaurantın dışına gönderip

en yakın döviz bürosundan Lat almanızı istemeleridir. Tekrar gitmek isteyeceğim bir yer bakalım

hayırlısı olsun

tripadvisor yorumum

New York City

İlginç bir deneyim olacak ama tam 10 yıl önce ziyaret ettiğim Amerika için bir yazı olacak bu. 2005 yaz aylarında yaklaşık 3 aylık bir deneyimim oldu. Hayatımda ilk kez uçağı binip, ilk kez İstanbul’a gidip, ilk kez Paris’i görüp ve yine ilk kez Amerika’ya varmak çok keyifli ve bir o kadar da heyacan vericiydi.

Hiç yaşanmamış gibi gelse de hatırladıklarımı paylaşacağım.

öncelikle İstanbul’dan bile olsa en az 10 saatlik bir yolculuğu göze almalısınız.Paris’e kadar yaklaşık 4 saat ve sonrasında 7-8 saatlik bir yolculuk yaptım. Jfk havalimanın çok büyük olduğunu ve çalışanların ağırlıklı olarak Amerika dışındaki ülkelerden olduğunu hatırlıyorum. Kaldığım otele varmak için önümde 3 seçenek vardı: taksiye binmek-metroya binmek ve shuttle bus’a binmek. Ben son seçeneği yani shuttle bus’ı seçtim. Boynunda zincirlerle ve rap yapar gibi yürüyen şoförün en az 5 telefonuyla yoğun trafiği eşliğinde otele vardım.

Manhattan civarında bir oteldi ve check in yaptıktan sonra gece vakti çıkıp yiyecek bir şeyler aramaya başladığımı hatırlıyorum. Bulduğum cafe de Türk kahvesini içecekler listesinde görmüştüm garip bir sevinçle Türk müsünüz diye sormuştum ancak ağırlıklı olarak Yunanlılardan talep olduğu için menüye koyduklarını söylediklerini hatırlıyorum ve buruk haberle cheese diyeceğime yanlışlıkla chicken deyip tavuklu sandivici almıştım. Dışarı çıkınca tavukları çıkarıp sadece ekmeği yediğimi de not olarak belirteyim.

1 günlük oryantasyon sonucu North Caroline’a gitmiştim. Stajımın ardından bir kaç gün New Yorkta gezip daha sonra yurda dönmüştüm.

New York çok büyüktü. Caddeleri çok genişti, sokakta gördüklerimin neredeyse yarısından fazlası farklı ülkelerden gelen turistlerdi. Metro delisi olarak samimiyetle söylemeliyim ki çok ama çok büyük bir metro var. Londra ile kıyaslamam için sanırım bir kez daha New York’a gitmem lazım ama en az Londra kadar keyifli olduğunu hatırlıyorum.

Fotoğrafta da göreceğiniz üzere Statue of Liberty’e gittim. 11 usd ödeyerek vapurla heykelin olduğu Liberty Adasına gitmiştim. Heykelin altında cafelerin ve hediyelik eşyaların satıldığı dükkanların olduğunu hatırlıyorum. Vapur sizi adaya bırakıyor ve istediğiniz kadar adada kalıp daha sonra dönebiliyorsunuz.

Sanırım hayatımda ilk kez 3 saatlik bir yolculukta vapura binmiştim. New York’u güzelce anlatmıştı kaptan, vapur yolculuğu boyunca. Küçük İtalya sokağını, China Town’u, Time Square’yi gezdiğimi hatırlıyorum. Bir kaç günde metroya alıştığımı ve son günde kolayca seyahat ettiğimi hatırlıyorum. Şehir kalabalık yani İstanbul kadar kalabalık mı değil mi hatırlamıyorum ama İstanbul dışındaki tüm şehirlerimizden çok çok daha kalabalık.

Metroyla çok ucuz ve rahat bir şekilde havalimanına gittim. Metro istasyonlarında elllerinde kartla bekleyen insanları hatırlıyorum ve sizden 2 usd nakit alarak sizin adınıza kartlarını okutuyorlardı. Muhtemelen şimdi değişmiştir ama Londra bu konuda çok daha disiplinli ve kolay.

Havalimanın yakın istasyonda inip 5 usd ödeyerek havalimanına havadan giden başka bir metroya bindiğimi hatırlıyorum.

Havalimanındaki panolarda dünyanın neredeyse heryerine giden seferler olduğunu görmüştüm ve daha sonra gökyüzüne baktığımda şunu hissettiğimi adım gibi hatırlıyorum;

“ne Türkiye’ye dönmek istiyordum ne de Amerika’da kalmak istiyordum”

 

 

 

 

Turizm Sektöründe Yorum Konusu

Ucundan kıyısından turizm sektörünün içindeyseniz misafir yorumlarının geldiği noktayı, yorumların işletmeler açısından önemini az çok tahmin edersiniz. Teknoloji takip eden, sosyal mecraları önemseyen her işletme bilir ki -ya da bilmiyorsa öğrensinler- sunulan hizmetin niceliği, kalitesi, çeşitliliği ne kadar iyi olursa olsun, bir işletme yorum portallarında yüksek puana sahip değilse maalesef HİÇBİRŞEYDİR!!

Buraya kadar benimle hemfikirseniz okumaya devam edeceksiniz demektir, hemfikir değilseniz yazının burdan sonrası pek bir şey ifade etmeyebilir, dolayısıyla okumayabilirsiniz!

Sektöre emek veren birisi olarak mümkün olduğunca ilgili portallardaki yorumları takip ediyorum. Tabi ilginç örneklerle karşılaşıyorum ve bu yazıyı yazmama da bu örnekler vesile oldu..
Her yorum portalının ya da bazı satış kanallarının kendi işleyişlerinde özel dinamikleri vardır.

Örneğin; işletmenize ait olası kötü bir yorumu ya da görseli sildirmek pek kolay olmayabiliyor.
Bir portal, yorumu silmek için sizden yorumun gerçekleri yansıtmadığını anlatan işletme antetli kağıdına yazılmış özel bir savunma isterken, diğer bir portal işletmenizin eski fotoğraflarını silme talebinize karşılık şöyle bir tavsiye de bulunabiliyor; işletme olarak yeni görseller ekleyin eski fotoğraflar geri sayfalara gidecektir!
Yorum portallarının işleyişini –yüksek cirolu işletmelerden bahsediyoruz- bir köşe yazısı alanı imkanında değerlendirmek mümkün değil, bu konuyu bir yazı dizisinde belki daha sonra irdelerim.

Asıl merak ettiğim konu yorumları yazan misafirler! nasıl yorumlar, nasıl yorumlar yazıyorlar, inanılır gibi değil..

Örnekler;
Garson diğer misafirlerle çok ilgilenmiş ama onlarla pek ilgilenmemiş..
Yemekler iyiymişte şu eksikmiş, bu eksikmiş..
Animasyon gösterileri yetersizmiş..
Markadan çok daha fazlasını bekliyorlarmış..
Kaldıkları oteli kesinlikle kimseye tavsiye etmeyeceklermiş..

Verdikleri servetin!! karşılığını bulamamışlar..

Misafirlerin bir markadan, işletmeden, otelden v.s. beklentilerinin olması gayet doğal. Ancak konakladığı süre boyunca hiç bir eleştiri yapmayıp, tatilin bitişinden itibaren tüm yorum portallarına adete beyanatlar veren misafirlere ne demeli? Bunun ne anlamı var? Konaklama süresince otele sorunu algılama şansı vermeyip konakladıktan sonra dert yanmanın misafire nasıl bir faydası olabilir ki?

Misafirler egolarını evlerinde bırakıp egosuz bir şekilde tatile çıkmadıktan sonra mutsuz olurlar. Sadece 1 rezervasyonla oteli, oteldeki personelleri satın alamazsınız!
Otelde yaşanan bir sıkıntı varsa anında ilgili departmanlara bilgi verilirse en azından soruna anında müdahale edilebilir. Yani, tatilde ajan gibi herşeyi not etmek sonrada bunu yorum portallarında bir beklenti içindeymişcesine paylaşmak bir insana ne kazandırır ki? En fazla bir köşe yazısının ana karakterlerinden birisi olursunuz? Bilinçli tüketiciler her yoruma önem vermiyorlar, bunu unutmayın!

Sorununuzu paylaşırsınız ama yardımcı olmazlar elbette içinizi dökebilir ve yorumunuzu yazabilirsiniz ama “tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok” misali siz kimseye söylemezseniz ve tatili kendinize zehir ederseniz bunun kimseye faydası olmaz.

Büfedeki 20 çeşit peynir içerisinde aradığı peyniri bulamayanlar,

Metropol kapasitesine sahip otele gidip, otel çok kalabalıktı diyenler,

Dünyaca ünlü gösterilere rağmen şovlar yetersizdi diyenler,

Bizzat kendisinin rezerve ettiği odayı beğenmeyip, oteli terketmek isteyenler,

An’ı şükrederek değil sadece mızmızlanarak geçirenler,

Sürekli eksik bir şeyler arayanlar, adete eksik bir şey olması için çabalayanlar,

Sizleri yeryüzündeki hangi otel mutlu edebilir ki?

Yorumlar çok acımasız yapılıyor ki  o yorumlar yüzünden eleştirilen emekçiler var..

Misafirlere sözüm; Onlarca yorumun içindeki bir kaç tane olumsuz yorumdan bir tanesini yazdığınızda –acaba bende mi sorun var- diye hiç düşünüyor musunuz?

İşletmelere sözüm; gerçekten isteyerek ve yorum odaklı çalışan bir ekibiniz var mı?

Portallara sözüm; olumsuz ve haksız yorumlarda daha çok işletme tarafında olmanız sizin gücünüzü azaltmaz aksine işletmelerin size olan güven ve inançlarını arttırır.

**son söz: müşteri her zaman haklı değildir! kimin haklı ya da haksız olduğu duruma göre değişir..

Sevgiler,

 

Gevezelik

otobüste iki kız vardı hemen önümdeki koltukta.

konuştular, konuştular, konuştular..

duymamam imkansız çünkü bana çok yakınlar ve yüksek sesle hatta bağırarak konuşuyorlar.

…………………………..

bunca kayıtsızlık içinde kendimi düşündüm de…

bunca stres..

bunca sessiz çığlık..

bunca hüzün..

yoruyor insanı sadece..

oysa soğuk günler henüz geçti, onlarca belki de yüzlerce insan soğuktan öldü..

daha dün minik bir yarasa gördüm kanatlarını açmış ve soğuktan donarak ölmüş..

insan dediğin önemsiz ne varsa dert eder ve en önemli şeyi yani “an’ı” hiç eder aynen şu an olduğu gibi..( tabi bu yazıyı yazdığım an’ları demek istemedim)