Bridge of Spies ya da Casuslar Köprüsü

imagesBridge of Spies ya da Casuslar Köprüsü..

içinde Tom Hanks’in olduğu bir projenin kötü olduğuna henüz rastlamadım. bir şekilde oynadığı rolü

sevdiriyor ve o andan itibaren o rolü Tom Hanks olduğu için değil gerçekten oynadığı kahraman 

olduğu için seviyorsunuz.

James B Donovan cesur bir avukat ama sigorta avukatı. Sovyet bir ajanı Amerika sınırları

içerisinde savunması için kendisine görev veriliyor ve ülkesi adına bu görevi kabul ediyor. Burdan

sonrasını ilgili sitelerden okuyabilirsiniz. Dikkatimi çeken ve beni mutlu eden noktalara odaklanmak

istiyorum. Öncelikle yargıçlar, CIA ajanları ve neredeyse tüm Amerika kendisine düşman olsa da

görevinden ve adalete olan güveninden ve en önemlisi vicdanının sesini dinlemekten hiç vazgeçmedi.

Zafer olarak toplamda 3 kişinin hayatını kurtardı ve tabi koca bir ulusa ders verdi.

Yeni bir oyuncu keşfettim Mark Rylance . İngiltere’de ağırlıkla tiyatro ve televizyonla uğraşan bir 

oyuncu. Tanımamam normal ama harika bir tınısı var. Mesala bu fotoğraflarda görebilirsiniz.

Mark Rylance filmdeki adıyla Abel, yukarıda bahsettiğim sovyet ajanı yani Donovan’ın savunduğu

ancak neredeyse tüm Amerikanın nefret ettiği ajan. Abel, Donovan’ın başarısız olacağını düşünmekle

birlikte onu takdir ediyor ve içten içe seviyor. Ülkesi ile ilgili bilgiler vermiyor ve çaresiz sonunu 

bekliyor. Görüşmeler sırasında bir gün Donovan’a kendi hayatından bir kesit sunuyor. Abel küçükken

babasının bir dostu sürekli onlara ziyarete gelirmiş ve babası her zaman Abel’e bu arkadaşını 

izlemesini salık verirmiş. Abel bu adamda hiç ama hiç kayda değer bir şey bulamamış olmasına 

rağmen babasının tavsiyesine kulak asmış ve adam onlara her geldiğinde adamı incelemiş.

Bir gün evlerine bazı adamlar gelmiş ve evdeki herkesi dövmeye başlamışlar. Abel babası ve 

diğerleri tokat yedikçe yere daha çok yapışırken o adam her defasında ayağa kalkmış. Her ayağa

kalktığında daha sert vurmuşlar ama adam her defasında ayağa kalkmış. Vazgeçmediğini görünce

onu öldürmekten vazgeçip öylece bırakmışlar. Abel Donovan’a o adamı anımsattığını söylemesi 

harika bir sahneydi ve bana göre filmin en iyi bir kaç sahnesinden birisi idi. Tabi bunu bu hikayeden

sonra söylemesi yani adamda kayde değer bir şey bulamadığını söylemesinden sonra belirtmesi 

filmin mizahi yanını ortaya çıkarıyor. 

unutmadan şu efsane repliği de sizlerle paylaşmak istiyorum would it help

Daha sonra Donovan’ın bu sovjet ajanı koruması, çabalaması, idamını önlemesi ve daha sonra 

iki farklı Amerikalıyı daha kurtarması “devlet tarafından yalnız bırakılarak” ve azim için ısrarın 

ne kadar önemli olduğunu tekrar ama tekrar hatırlatması harikaydı.

herkesin dediğinin aksine kendi bildiğini okudu kısacası kumar oynadı ancak kazanmayı bildi.

Tom Hanks kimbilir belki de bu rolüyle oscar’ı 3.kez alır

kısa bir mola

bazen kısa bir mola vermek istersin ama aslında kocaman bir ayrılıktır istediğin,

yaşadığın topraklara hüzünlü bir vedadır gönlünden geçen,

tek yönlü bir bilete sığdırmışsındır hayellerini,

mutluluk o kocaman yalan mutluluk hep uzaklardadır,

uzak aslında çok yakındır sana, uzak sensindir, uzak senin bakış açındadır,

yürüme üzerine oruç aruoba’dan aforizmalar

“yer, yön, yol”, s. 69-76

Yol, kendine bir yer bulamamış

kişinin özlemidir.

Kendi yerini yerleşiklikte

bulamayan kişi,

onu yolculukta arar.

Nasıl, bir yer, bir yolun başı ya da sonu;

bir yol da, bir yerden önceki ya da sonraki

bir durumsa — kişinin durumu da,

hep, öyle, ya da, böyledir…

Yerini yitiren kişi,

yola çıkmak zorundadır.

Yola çıkan kişi, yeni bir yer arıyordur

— ama yola hep bir (eski) yerden

çıkıldığını da unutmaz : her varılan yerin de

(yeniden) bir yola çıkış yeri olabileceğini…

Yabancılığını kalıcı kılmak isteyen kişinin,

yerleşikliğinden rahatsız olması gerekir;

ve tersi : yerleşikliğinden rahatsızlık duyan

kişinin, kalıcı bir yabancılık bulması…

Yerleşiklik, herbir yandan bağlandığımız,

hepsi de gergin zincirlerin verdiği bir

dinginliktir ancak — yani, bir sıkı

kölelik…

Ama, “mutlak kölelik” dışında, her kölelik,

köleye devinimde bulunduğu izlenimini verecek

kadar gevşek tutar onun zincirlerini

— gerginlik, zincirden zincir olarak

uzaklaşma çabasıyla belirir;

böylece de kişi, çok devingen olduğu,

sürekli etkinlikte bulunduğunu sandığı

bir edilgenlik, bir sürüklenme içinde

yuvarlanıp — gitmez…

Yerleşiklikten rahatsız olan kişinin

gezginlikte aradığı, aslında,

yerleşebileceği bir yerdir: Düzenini

bozarak gezginliğe çıkan kişi, kendi

düzeninin peşine düşmüştür.

Gezginlik de, öte yandan, hiçbir bağlantı

taşımaksızın, salt gezmek için gezmek haline

gelebilir rahatlıkla, kolayca

— bu kez de tam bir boşluk…

Zincirlerin —gergin ya da gevşek—

tam yokluğu da,

boşluğa köle olmaktır.

Köleliğe tek çare, herhalde,

zincirlerini koparmak ve zincirsiz kalmak

değil,

kendi zincirlerini kendisi yapmış,

kendisi kendi ayaklarına takmış, bağlamış

olmaktır — özgürlük de budur… (Hani,

“kendi kendisinin efendisi olmak”tan

söz edilir ya…)

Düşüncenin devinimi, düşünen kişinin devinmesidir

ancak — onunla gerçekleşebilir ancak:

Yerleşik kişinin düşünceleri de durağan olur.

Çünkü, içinde yeniye yer bırakmayan

bir ‘düzenliliği’ yaşayan kişi, aslında,

üst anlamda bir düzensizlik yaşıyordur

— içinde yeniye yer tanımayan bir ‘düzen’,

eskinin düzensiz karışımlarından başka bir

yere ulaşamaz.

Her an ayrıyı, aykırıyı, yeniyi yaşayan kişi,

düzenli bir yaşam yaşıyordur.

İnsanlar ne sanıyorlar ki ‘düzen’i

— kendi dar, çarpık açılarından bakarak :

sabah-akşam, gidiş-gelişlerini ‘düzenleyen’

bir ‘seyrüsefer nizamnamesi’ mi?! — Oysa,

asıl düzen, düzensizlikten çıkarak

düzene ulaşmağa çabalayan bir düzenleme

uğraşısında bulunabilir ancak.

‘Verilmiş’, ‘varolan’ düzen,

yoz bir düzensizlik biçimidir.

Düzenlilik gereksinmesinden

—yani, düzensizlikten— çıkmayan

‘düzen’, beş para etmez, düzen olarak…

Kişi, yoldaş diye,

ancak kendi ulaşabildiği yerlere varabilecek,

daha ileriye yürüyemeyecek kişiler seçiyorsa,

kendisi de duruyor demektir… (Oysa:

“…daß Andere sie aufnehmen

und fortsetzen … mögen … kommen

und weiterfliegen …

und es besser machen …”)

Bir yerde (‘bir süre için’ diyerek)

dinelen kişi için en büyük tehlike,

o yere yakınlık duyması; o yeri,

bütün yollarının sonu,

bütün yönlerinin ereği sayması;

yerleşebileceği bir yer saymasıdır

— en büyük tehlike, huzurlu yerdir:-

Mezardır orası…

Her bir yorgun yolcunun dineldiği yer,

dinlenmiş bir yolcunun yola çıktığı yerdir.

Kendine yeni bir yol arayan kişi, önce,

kendinden önce yürünmüş yollara bir bakar

— kendi yürümek isteyebileceği yola benzer

bir yol bulmak için; çoğunlukla da bulur —

ama, acaba, o bulduğu yol(lar),

tam da bulduğu yol(lar) olarak,

kendi aradığı yola aykırı değil mi? —

Yeni bir yol aramıyor muydu, arayan kişi

— ne işi var öyleyse, eski (yürünmüş)

yollarda?!

Belirli bir yol arayan kişi için en büyük

tehlike, o yolu bir yerde durarak, ‘bakarak’

arayabileceğini (hatta, bulabileceğini)

sanmasıdır — çünkü, yollar bulunmaz:

yürünür; yerlerde ise, olsa olsa, durulur

— onlar, bulunur; artık, yürünmez…

Yola çıkacak kişinin aşması gereken

ilk ve en önemli engel,

kendi yerleşikliğidir :

kendi yeri

— kendisidir…

zaman dediğin koca bir yalan

insan bazen yorulur

kendinden

nefes almaktan

konuşmaktan

düşünmekten

dinlemekten

açıklama yapmaktan

bir şeylere yetişmekten

ummaktan

beklemekten

insan bazen uyumak ister

sadece uyumak

gözlerini kapamak

sadece hareketsiz durmak

dünyada dönsede insan durmak ister bazen

insan dediğin

uzun bir yolculuğa çıkmış bir noktadır esasında

bazen bir ünlemin altını doldurur

bazen bir virgülün üstüne konar

bazen yanyana dizilir

ve bir gün tek başına kalıverir bir cümlenin sonunda..

günler bir sonrasını kovalar

aylar bir sonraki bir mevsimi

yıllar sona hazırlar bizleri

zaman dediğin kocaman bir yalan

zaman;

ne şimdidir ne gelecek

zaman dediğin avuçlarına sığmayan

omuzlarından kanatlanan

hırçın bir rüzgar

savurup durur tüm özneleri,

devrikleştirir tüm cümleleri

gizli özneler çıkarır

nesneleri belirsizleştirir

anlamları kaydırır

zaman dediğin tarumar eder an’ı, an’ları