uzaklarda bir yerlerde

hiç gitmediğin ülkelerden çağırıyorlarmış gibi hissedersin bazen

tek gidiş biletler hayal edersin

şöyle bulutları yara yara beyaz bir yolculuk süsler düşlerini

gitmek, çok tehlikeli bir kelime

gitmek, kalmanın anlamsızlaştığı anlarda çıkar ortaya

simyacı’daki

çoban gibi bir hayalin peşinden gitmekle,

züccaciye dükkanının sahibinin piramitlere gidecek parası olmasına rağmen hayalini gerçekleştirmek istememesi bir nevi kendi hayalinin peşinden gitmesi demektir,

ömrünü doğduğun ülkede, şehirde hatta köyde/kasabada geçirmek isteyebilir insan,

ama hep değişik ülkeler görmek isteyebilir bir başkası,

her güne yeni bir şehir sığdırabilmek nasıl olurdu acaba?

her sabah başka bir sofrada kahvaltı yapmak nasıl olurdu?

güneşi başka coğrafyalarda görmek nasıl olurdu acaba?

başka başka şehirlerde ıslanmak nasıl olurdu acaba?

hayat dediğin bir masal misali

bir var bir yok

pegasus

reklamları oldum olası hep sevmişimdir. hep hoşuma gitmiştir. öyle ki takıldığım reklamlar oluyor haliyle ve ister istemez tekrara düşüyor 🙂

belki de yay burcu olduğum içindir

deli gibi seyahati seviyorum

uçmak için deliriyorum

başka yerler görmek mi yoksa aynı şehirde sürekli yaşamak istememek mi bilmiyorum ama ayda en azından bir kere farklı bir şehir ya da ülke görmek bana çok ama çok iyi geliyor.

bu yazımı yazmama sebep olan reklam……………………………………….

pegasus

durma sende uç

hayat kısa pegasusla yakala

çok ama çok güzel

Savunma sanatı

eleştiriye açık olmak aslında bir insanın ileri görüşlülüğünün ve egosuz olduğunun göstergesidir diye düşünüyorum. söylenene karşı çıkmak yerine onu anlamaya çalışmak çok daha doğru ama anlamak yerine savunmaya geçenler var. ama dövüşmüyoruz ki..

güzel bir yazı var bununla ilgili buyrunuz

eleştiri saygısızlık boyutunda değilse yani hakarete varmamışsa ve sadece size söyleniyorsa uslu uslu dinlemeniz ve bunun sizin yararınıza söylendiğini anlamanız gerekir. anlamıyorsanız kendi dar ekseninizde ilerlersiniz hepsi bu ama giderek hırçınlaşırsınız..

paradoks

Paradoks..

Bir Giritli “ben hep yalan söylerim” diyor. Giritli gerçekten yalancıysa, bu söylediği de yalandır; yani aslında hiç yalan söylememektedir; bir başka deyişle doğrucudur. Fakat Giritli doğrucuysa bu son söylediği de doğrudur; yani aslında o bir yalancıdır. Mantık bize Giritliyi doğrucu kabul edersek onun yalancı, yalancı kabul edersek doğrucu olması gerektiğini emrediyor. Demek ki Giritlinin yalancı mı, doğrucu mu olduğuna karar veremiyoruz. Bu tam bir paradokstur; çünkü birbirine karşıt iki yanıt da doğru sonuç veriyor, oysa gerçek tektir; Giritli hem yalancı, hem de doğrucu olamaz..

Bu Giritli paradoksu tarihin bilinen ilk paradoksudur.Epimenides tarafından ortaya atılmıştır.Orjnal hali de “Bütün Giritliler Yalancıdır” şeklindedir.

Epimenides’te Girit’li olduğu için paradoks burada düğümlenmekte ve asla tek sonuca bağlanamamaktadır.

Yol

  •   Kendine yeni bir yol arayan kişi, önce, kendinden önce yürünmüş yollara bir bakar -kendi yürümek isteyebileceği yola benzer bir yol bulmak için; çoğunlukla da bulur- ama, acaba, o bulduğu yol(lar), tam da bulduğu yol(lar) olarak,  kendi aradığı yola aykırı değil mi? –yeni bir yol aramıyor muydu, arayan kişi- ne işi var öyleyse, eski (yürünmüş) yollarda?

bazen sadece paylaşmak gerekir.. gerisi boş hem de bomboş..

Ölüm bir garip mevzu

ölüm; bir garip mevzu..

ölmek malumunuz herkesin en azından bir kere yaşayacağı bir deneyim.

Bakınız Ankebut Suresi 57. Ayet Her canlı ölümü tadacaktır.

ama ölüm var ölüm var..

mesala lunaparkta eğlenirken bindiğiniz eğlence aracının zincirleri kopabilir ve ölebilirsiniz,

uçak düşer ve siz yine ölebilirsiniz,

gemi batar boğulursunuz ya da bir öğle yemeğinde ana yemek olabilirsiniz

( çok mu merak ettiniz : shark )

bazen tüm koşullar uygunken bile ölemezsiniz diye tam olarak burada dese de Yiğit Özşener onun

tam da inadına ölüverirsiniz..

tıpkı..gülen adam gibi.. tıpkı hüzünlü adam gibi.. tıpkı.. mütemadiyen üzgün kız gibi..

tren yolcuğu yaparken yakalayabilir sizi, bir böcek ısırığı öldürebilir. yolda yürürken bile bir saksı

marifetiyle ölebilirsiniz.

bir de öldürülmek var tabi..

bir kurşun mesala ya da bomba..

paramparça olmak var bir de organlarınızın herbirinin bir başka yerden toplanması var mesala,

bir mezarınızın bile olmaması var, gözü arkada kalmak böyle bir şey galiba diyor ya Sadık

ölüm 01

ölüm 02

ölüm 03

ölüm 04

The Black Mess

*spoiler içerir

Johnny Depp’i daha önce bu şekilde izlediğimi hatırlamıyorum. hani bazı roller insanın üzerine
yapışır ya ve sonrasında ne oynarsan oyna hep o bilindik rollerle hatırlanırsın, tam olarak

söylemek istediğim bu. ( tıpkı Tom Hanks’i Azap Yolu’nda izlediğimde de şaşırdığım gibi )

johnny depp daha çok neşenin, komikliğin sembolü ama yine de

beğenmedim dersem yalan olur. sert bakışlar, ne yapacağı kestirilemeyen sessiz durumlar..

Godfather’a özel aile vurgusu, sadakat ve inadına sevgi..

James ( Johnny Depp ) eyalet senatörünün kardeşi ama hala anasının kuzusu, küçük oğlunun

babası..Büyük mayfa babalarına karşı harcanmış bir hayat ve sonucunda 2 ömür boyu ceza ile

sonuçlanmış bir portre.

1975’in Boston’u, Amerika sahneleri, kıyafetler, arabalar hep nostalji kokuyor.

filmin en öğretici ve bir o kadar da trajik sonuçlarından birisi FBI ajanı aynı zamanda James’in de

çocuklar arkadaşı olan John Connoly’in, James’in FBI ile ortaklığının doğru kullanılmadığı ortaya

çıktığında mahkemede çocukluk arkadaşını korumuş olması sırf bunun için 40 yıl ceza almış olması.

filmin her anında sadakatin öneminden bahsediyorlar.

#TheBlackMess